Homini quaero
Bugün sizi Yeşilçam'da bir gezintiye çıkarayım.
Yıl 1967... "Gazozuyla" ünlü Behiç'in (Önder Somer) evinde "çılgın" bir parti vardır. Arka planda içkilerin, uyuşturucuların ve bilumum aktivitenin gırla gittiği partiye gelen Fahri (Ediz Hun), durumu görünce gözlerinden ateş fışkırıyor. Arkadaşı Behiç ise, partiden memnun, keyfine bakmaktadır.
- Nasıl, arkadaşım?
- Rezalet... Rezaletin en büyüğü... Bence dünyanın bütün ahlâkçıları toplanıp buna bir çare bulmalı.
- Ha ha, boşver! Yaşadığın kadar yaşayacaksın...
- Ama insan gibi!
İstemeyerek partiye katıldığı belli olan Mebrure'nin (Filiz Akın) başı dönmeye başlar. O anda, Fahri dayanamayıp gençlerin arasına hışımla dalar :
- Eee, yeter artık! Biraz da kendinizden utanın! Şurda bir sürü insansınız. İsteseniz, şuurlu olsanız bir koca dünya yaratabilirsiniz. Şu anda binlerce genç üniversitelerde, fizik laboratuvarlarında, tıp araştırmalarında müthiş bir çalışma yarışı içindeler. Sizlerse uçurumun eşiğindesiniz; çığlık attıkça yedi kat yerin dibine batıyorsunuz. Biraz kendinize gelin. İnsanca yaşamayı öğrenin. Kurtulun bu sefahat cehenneminden! Böyle yaşamaktansa Allah topunuzun canını alsın.
***
Atom fiziği profesörü Ali'nin (Kadir İnanır) babası, kumar oynar ve villasını kaybedince intihar eder. Kazanan kumarbaz (Metin Serezli) ise villayı şımarık kızına (Hale Soygazi) hediye eder. Üstelik, kız, saçı sakalı karışmış mühendisle alay eder ve bu da koca atom fiziği mühendisine çok koyar. Bir taraftan toparlanırken, diğer yandan arkadaşı Yalçın (Yalçın Özden) ile dertleşmektedir. Ali, intikam peşindedir.
- Peki ama şimdi yarın çıkarsak buradan, nasıl çalışırsın? Bunca kitap, dosyalar, falan filan...
- Hepsinin canı cehenneme! İnsanlık için çalıştık, sokakta kaldık. Atom fiziği de, profesörlük de yerin dibine batsın. Adi bir kumarbazın salak kızına rezil olduktan sonra.... Bundan sonra başka bir adam olacağım.
- Nasıl başka bir adam?
- Babamı mezara itenlerden daha gaddar, daha insafsız. Onun için atom fiziğine de, profesörlüğe de lanet olsun.
- Sen alim adamsın abi... Başka ne iş bilirsin ki?
-Ama öğreneceğim...
- Neyi öğreneceksin?
- Kumarbazlığı, itliği, hergeleliliği...
- Estağfurullah abi.
( Bu film, aynı zamanda Ezel'in doğuşunu müjdelemiştir. Sadece mecaz olarak düşünmeyin : İleride, 2010'da, bu filmin çok ekmeğini yiyecek olan Ezel (Kenan İmirzalioğlu), bu yıl doğmuştur.)
***
Aradan yıllar geçmiş, 1984'e gelinmiştir. Fahri'nin örnek gösterdiği "koca bir dünya yaratmak isteyen şuurlu gençlerin" de sonu iyiye gitmemiş, bazıları "kaybolup gitmiş", bazıları hayatın köşesinde "asılı" kalmıştır. Büyük bir çoğunluğu da, Ali Bey gibi atom fiziğine de, profesörlüğe de lanet okuyup her türlü "kumarbazlığı, itliği, hergeleliği" öğrenmiştir.
Bütün bunların yanında bir kişi vardır ki, dürüstlüğün, "namusluluğun" simgesi Ali Rıza Bey (Şener Şen), mutemeti olduğu bankanın paralarını çaldırır. Fakat herkes, "Namuslu"nun "namussuz" olduğunu düşünüp paraları kendisinin çaldığını sanmaktadır. Gerçeği bir türlü kabul ettiremeyen Ali Rıza Bey, sonunda pes eder ve akışına bırakır.
Yukarıda Ediz Hun'un oynadığı 1967 yapımı filmle (Sözde Kızlar) sinemaya ilk adımını atan Şener Şen'in canlandırdığı Ali Rıza Bey, filmin sonunda artık tam bir "namussuz"dur. Fakat, gazetelerde paranın gerçekten çalındığı ve "namussuz"un esasında "namuslu" olduğu anlaşıldığında iş işten geçmiştir.
Yaprak Dökümü'ndeki "Ali Rıza Bey"in de "namus abidesi" olduğunu düşününce 29 Aralık'taki final hakkında aklıma bazı şeyler gelmiyor değil aslında...
***
Son olarak bir hikayeyi özetleyip bitireyim yazımı :
Herkesin hırsız olduğu ülkede tek bir dürüst adam varmış. Herkes geceleri "işe çıkınca", bu adam ışığı açıp, çalışmaya devam edermiş. Bir süre sonra rahatsız olmuş hırsızlar : "Tamam, hırsızlık yapma ama işimize mani olma!"
Bunun üzerine adam da onlara uymuş gibi davranmış. Geceleri evden çıkarmış ama çalmadan geri dönermiş. Tabii kendi evi tam takır... Bir süre sonra dayanamayıp basmış, gitmiş ülkeden... (Gerçek hikayede, dürüst adam evi soyulup durduğundan dolayı açlıktan ölmüştür.)
Hırsızlar ülkesinde kim daha çok çalarsa daha zengin olduğundan zengin-fakir ayrımı artmış, huzursuzluk başlamış. Düzeni sağlamak için o "dürüst adamı" başa geçirmeye karar vermişler ama kendisi yerine bıraktığı bir notu bulmuşlar :
"Bir insan sadece dürüst olduğu için aranıyorsa her şey için çok geç kalınmış demektir."

Homini quaero!
(İnsan arıyorum!)
DIOGENES


0 yorum:
Yorum Gönder
TÜRKÇEMİZİ KORUYALIM.