Aylardan Ağustos, günlerden Cuma!

"Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik,
Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik!"
Yahya Kemal'in "Akıncılar" şiirinde geçen bu beyit, her ne kadar 1.Murat'ın Kosova Savaşı'na ithafen yazılsa da üstadın üslup gücü sayesinde, içinden yüzlerce destan doğuran tarihimizin arka fonunu oluşturmaya başlamıştır. (Şiirin diğer beyitlerinde geçen "Tuna'dan geçtik kafilelerle", "beylerbeyi", "kızıl hatıra" (1. Murat'ın şehit edilişi) Kosova Savaşı'nı hatırlatan esas öğelerdir.)
Beytin aşıladığı o kahramanlık, gurur ve cesaret, okuyanların, dinleyenlerin şiiri ve bilhassa bu beyti Malazgirt Savaşı ve Kurtuluş Savaşımızla bağdaştırmasını sağlamıştır. Vatansever Türk milletinin güçlü ordusu Kosova Savaşları'nda Haçlılara karşı olduğu gibi, bu savaşlarımızda da yine kendisinden sayıca ve nitelik bakımından üstün olan Bizans ve Yunan ordularına karşı büyük bir inançla savaşmış ve galip gelmiştir. Aslına bakacak olursanız, Malazgirt'teki Bizans orduları ile Büyük Taarruz'daki Yunan ordularının da Haçlılardan farkı yoktur. Yani, esasında bu ordular da tarih boyunca Türklere karşı topyekün saldırıya geçen Hıristiyan Batı Birliği ordularıdır.
(Tarih bilgisini yoklayanlar, Malazgirt'te Bizans ordularındaki Peçenek Türklerinin Türk ordusuna geçtiğini, yüzyıllardır Anadolu'da yaşayan ve zaman içinde bir kısmı Hristiyanlaşmış/Rumlaşmış Türk halkı sayesinde Türk ordularının Anadolu'da kolayca ilerleyebildiğini hatırlayacaklardır.)
Birisi, Anadolu'ya ilkçağlardan beri, kimi zaman İstanbul'u kuşatacak derecede ciddi akınlar düzenleyen Türklerin kalıcı olmak üzere Anadolu'ya girmelerini sağlayan zafer olan Malazgirt'in; diğeri ise Anadolu Türkleri'ni yok etmek adına İngiltere, Fransa ve ABD tarafından desteklenen Yunan ordularının tamamen dağıtılmasını sağlayan zafer olan ve Büyük Taarruz olarak bilinen, "Başkomutanımızın" bizzat yönettiği Başkomutanlık Meydan Muharebesi'nin tarihi olan 26 Ağustos'un yıldönümündeyiz.
Kutlu olsun!
"Kahpe Bizans'ın" birisi 1071'de, diğeri 1922'de olmak üzere yaklaşık dokuz asır arayla aynı günde yenilmesi tesadüf değil, olsa olsa kaderdir.
***
Fakat...
Tarihimiz, okullarda üzerine basa basa durulan, tarihi sevdirmek yerine öğrencileri tarihten soğutan savaşlardan çok, arka planda yaşanan ve devletlerin alttan alttan çökertilmesine neden olan olayların ve olguların üzerine kuruludur. Derslerde açıklanması güç olan soru işaretlerinin, meselâ;
- Türk'ün Türk'le savaşmasının,
- Devlet ile halkın zaman zaman karşılıklı ihanetlerinin,
- Alınan büyük zaferlere rağmen devletlerin çökmesinin,
- Büyük bir kurucu liderden sonra bu liderin gösterdiği yolun devam ettirilmemesi nedeniyle devletlerin ömrünün uzun olmadığının ve çoğunlukla halkın esareti ile sonuçlandığının,
ve bu gibi yüzlerce sorunun cevabını bu çerçevede aramak ve dönemlerin koşullarına göre değerlendirmek gerekmektedir.
Bugün, yine benzer olaylar sonucu, aynı soru işaretlerine takılmış vaziyetteyiz. Bilhassa, 19. yüzyılın sonundaki koşullara benzer olayları yaşadığımız bu günlerde bu cevapları aramak, anlamak ve anlatmak mecburiyetindeyiz. Dün, fakir ve güçsüz bir ülke gibi görünen bu topraklara ve üzerinde yaşayan millete karşı yapılamayanın, bugün;
- Çok uluslu -kimi zaman açıkça tek uluslu- şirketlerle,
- Sözde insan hakları savunucularıyla,
- Bütün insanlığı Hıristiyanlaştırma gönüllüleri olan dinlerarası diyalogçularla,
- Demokrasi çığırtkanlarıyla, referandum oyunlarıyla,
- Misyonerlerle, ayincilerle, ayrılıkçı diasporalarla,
- Sorosçu açık toplum vakıflarıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla,
- Vatan topraklarının ve devlet kurumlarının satışlarıyla,
- Sosyal ve ekonomik imkanlar oltasına takılan başarılı öğrencilerin beyin göçüyle,
- Ayrılıkçı-bölücü etnik propagandalarla, federasyon talepleriyle,
- Kimi zaman devlet süsü verilmiş terör örgütleriyle,
- AKKP gibi, terör örgütleri ile mutabık iktidarlarla,
- Televizyonlarla, gazetelerle, müzikle, kitaplarla, internetle, kısacası her türlü medyayla,
ve aklınıza gelebilecek yahut gelmeyecek her türlü imkanla, dört bir yandan, öncelikle milli bilinci yok edip, üzerine Batı kültürünü, özentiliği ve sonunda mandacılığı yerleştirerek bir mankurtlaşma, yani "efendilerine itaat edip sonunda annesini bile sözde iyilik namına öldürebilecek kıvama gelmiş insan müsveddeliği" yaratarak kendi kendini yokeden yahut kendi isteği ile onlara kul-köle olan bir -millet değil, çünkü millet zaten kendi ortak kültürü, kendi ülküsü, kendi bağımsızlığı için yaşayanların birliğidir- insan topluluğu yaratarak gerçekleştirilmek istendiği artık tüm çıplaklığı ile gözlerimizin önünde duran bir gerçektir.
Artık Atatürk bile açıkça kötülenmekte, iftiralara maruz kalmakta, diğer taraftan teröristlerin, Atatürk zamanında Türk milletine, Türkiye Cumhuriyeti'ne isyan eden İngiliz işbirlikçilerinin heykelleri dikilmektedir.
Bütün yurdu "örümcek ağıyla" sarmak için, önce çocuklara ulaşıp bu işi kökten bitirmek adına, başta eğitim sektörü olmak üzere kamunun her köşesine belli bir kesimin adamları yerleştirilmektedir, özel sektörde de etnikçilik ve cemaatçilik yaygınlaşmaktadır.
22 asırlık Türk ordusu yıpratılıp, milletin orduya olan güveni azaltılıp kendini savunma içgüdüsü ortadan kaldırılmakta, yerine sunulan yurtiçi emniyet teşkilatı da yine aynı kesimlerin eline geçmekte, dahası aynı kesimlerin hizmetine sunulmaktadır. Kuvayı Milliye'ye karşı Kuvayı İnzibatiye yetiştirilmektedir.
Bu gidişata karşı olan, "Ne olacak memleketin hali?" diyenlerin göz önünde olanlarına, eski tabirle "tabutluk", yeni tabirle Silivri yolu gözükmekte, göz önünde olmayanlar ise ya susturulmakta, ya "susturulmakta",ya da "susturtulmaktadır". (İnşallah, bütün bu olup biteni kanıtları ile beraber ortaya koyan eski istihbaratçı, emniyet amiri Hanefi Avcı'ya kulak verilir de , Allah göstermesin, rahmetli Gaffar Okkan ile, Necip Hablemitoğlu ile, Uğur Mumcu ile aynı kaderi paylaşmaz.) Bu arada, sevgili işbilenlerimiz milleti "can kulağıyla" dinlemese de cebren ve hile ile "dinlemeye" devam etmektedirler.
Son yıllarda Gürcistan'da, Ukrayna'da, Kırgızistan'da, KKTC'de yapılan, Azerbaycan'da, Özbekistan'da yapılmaya çalışılan renkli devrimler bunun ispatıdır, hattâ haritasıdır. Özbekistan'da, Azerbaycan'da bazı ABD üsleri ile beraber Fethullahçı okulların da kapatılması "ilginç" örneklerdir.
Ey, 2010 neslinin evlâdı! İşte, memleket dahilindeki "ahval ve şerait" budur.
Esasında tarih boyunca gelen ve hanedanlıklarla birbirini takip eden tek ve büyük bir Türk Devleti vardır. Göktürklerin Çin'e karşı verdikleri mücadele de, Selçukluların, Eyyubilerin, Osmanlıların Haçlılara karşı verdikleri mücadele de, Türkiye'nin 90 yıldır verdiği mücadele de bizim mücadelemizdir. Fakat tarihte 16 devletten bahsedildikçe, "17 devlet kurduk da neden 16 devlet yıktık?" diyenlere ve bu son devletin de yıkılmasını dört gözle bekleyenlere verilecek hakiki cevap, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilelebet payidar kalmasıdır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin payidar kalması ise, Türk milletinin, uykulardan uyanıp esarete "Hayır" demesi sayesinde mümkün olacaktır.


0 yorum:
Yorum Gönder
TÜRKÇEMİZİ KORUYALIM.