Hiç durmadan yazsam bilmem kaç sene sürer...

Yok, yok... Ergenekon iddianamelerinden bahsetmiyorum.
Başlık, bir bilimkurgu dizisinden (Kyle XY) araklama. (İzlememiş, izlemek isteyenler bir sonraki alıntıyı okumasınlar!)
Kahramanımız, özel bir küvezde "üretilen", 16 yıl boyunca o küvezde yetiştirilen ve bir olaydan sonra tam "imha edilecekken" kurtarılan ve ormanda anadan doğma (?) şekilde hayata gözlerini açan, göbek deliği olmayan bir süper-insandır. Bir süre sonra, bu çılgın profesörlere sabotaj yapar ve üssü havaya uçurur. Fakat, kendisinin, kötü karakterli ve daha gelişmiş olan dişi versiyonunu doğaya saldığını bilmemektedir. Olaylar geliştikçe iki süper insan arasında bir yakınlık doğar ama kız, aynı zamanda çılgın profesörlerin ajanıdır ve kahramanımızın beyninde "sıkıştırılmış halde bulunan dosyayı" telepatik yolla çalar ve eline kalemi alıp profesörlerin isteği ile dosyayı yazmaya başlar. Fakat sıkıştırılmış dosya açılınca aşırı yükleme olur, devrelerin yanmaması için kız, aklındaki bütün formüllerden kurtulmak için durmadan yazmaya başlar. Bir duvar dolusu yazdıktan sonra kahramanımız kızı bulur ve durumu gördükten sonra -nihayet- bu sözü söyler : "Hepsini yazması elli yedi sene sürerdi..."
Başım ağrıyor.
Toplum olarak tam bir bilgi kirliliği yaşadığımız günlerde, yukarıda anlattığım örnekteki kızın hali gibi, bu kadar çok rastgele - ve kimisi uydurma olan - bilgiyi taşımakta zorlanıyoruz. Kimimiz bu bilginin verdiği rahatsızlık nedeniyle dosyayı siliyoruz, kimimiz vakti gelince açılmak ya da hiç açılmamak üzere "sıkıştırılmış veri" halinde bir kenara atıyoruz. Kimimiz de bir kere başladık mı, gerek paylaşmak, gerekse kurtulmak için hiç durmadan yazıyoruz. Evet, ben dahil çoğumuzunki "dünyayı değiştirecek bir sır" değil ama yine de yazıyoruz işte.
Aslında bunların içinde, yazılması gereken şeyler de az değil, ama boşuna. Meselâ ben siyaset hakkında karalayınca beni okuyan üç-beş kişiden bazısı siyaset sevmez, apolitiktir; diğerleri de zaten çoğunlukla benimle benzer fikirdedir. Öte yandan, meselâ bir Ahmet Altan'ın yazısı onbinlere, oradan da milyonlara ulaşır. Okuyanların yarısı küfreder, diğer yarısı saf saf inanır. Her yazısında 30 kere küfrettiği için, - kozmik oda düzmecesinin de büyük etkisini de hesaba kattığımızda - orduya duyulan güven %90'lardan %73'e düşer. Benim yazdıklarım da kimseye ulaşamadan geçerliliğini yitirir. Kaldı ki, bırakın benim gibi interneten takılan bir genci, bu işe harbiden başını, gönlünü koyan insanlar da bu durumdan muzdarip. O da sansürden ve susturulmalardan başını kaldırıp da fırsatını bulursa...
Hadi onu da geçtim... Geçenlerde, Haiti'de de deprem oldu : 7.0. Yine yürekler yandı, sırf 200 bin can kaybı deniyor. Ülke bitik vaziyette. (Ülkemizde yanan yürekleri anlata anlata dilimde tüy bitti, derman kalmadı ama anlatınca da siyaset, rant, sömürü, şovenizm..vs. oluyor) Bakıyorsun, Orta Amerikalı kardeşlerimin haline... Ne diyebilirsin ki? Sözler yerini suskunluğa ve gözyaşına bırakıyor. "İlla zırvalayacağım" diyenlerden bir kısmı da "Onlar voodoo yapıyor, 7.4 yetmedi mi?" diyor. Üstelik, 1999 depremini yaşayan, Müslüman bir ülkenin doğal afet sonrası düştüğü durumu bizzat yaşayan biri yazıyor bunu. Yazık...
Dinden, Müslümanlık'tan falan bahsetmişken, "İbranice bilmeyen İsrail Büyükelçimizin" -komik ama gerçek- durumundan da bahsedeyim biraz. Alçak koltukta otururken sırıtan büyükelçimiz, "İngilizce konuşmadılar, İngilizce konuşsalar anlardım, 40 yıldır bu işin içindeyim" diyerek özrün kabahatten büyük olduğunu gösteriyor. Ha, kabahatin büyüğü İsraillli de o başka, orası zaten belli. Türkiye'yi aşağılamak için, o an büyükelçi her kimse onu çağıracaktı şerro! Ama anlamak istemediğim şey şu : Orada senin bayrağın yok, yani senin orada "yerin yok", sen ne diye orada oturursun? Senin dilin Türkçe, onun dili İbranice, İngilizce ne alaka? Amerikan İngilizcesi'nden başka dil bilmez mi bu, 2006'da -herşeyi yalan dolan olan ABD'nin gayriresmi eyaleti haline gelen- Irak Özel Temsilcisi de olan büyükelçimiz? Seni keklemesin de kimi keklesin şimdi?
Mâlumunuz, olayın asıl sebeplerinden biri "Kurtlar Vadisi"nde geçiyor. Polat, (Arap ülkelerinde, nedense "Murad Alemdar"; Muro ile karışmasın, ikisi de aynı yolun yolcusu idi çünkü...) kucağında bebek olan kadının başına silah dayayan MOSSAD ajanının kafasına sıkıyor. Kanlar da gide gide "Mühr-ü Süleyman"a, yani İsrail bayrağına, yani Natori Karta hareketçileri gibilerin de mensubu olduğu Yahudi milletinin milli ve dini sembolüne sıçrıyor. Polat da halt etmiş gibi karizmatik bir şekilde bakıyor. (Ha, İsrail devletinin ırkçılığına, zulmüne sonuna kadar karşıyım, o başka. Ama bu, Polat'ın ayıbını örtmez. Aynı şeyin laciverti.. Zaten kendisi de söylüyor İsrailli'ye : "Hep siz mi savaş suçu işleyeceksiniz?" diye.. )
Bu arada bizim Tayyo da, içeride "TEKEL işçilerinin eylemleri, erken seçim, İmralı-Mahmur-Kandil açılımı, yeni IMF paketi..." falan derken sıkışınca konuyu değiştirip puan toplamak için İsrail'e çatıyor, krizin bir sebebi de bu... Gerçi iki dakika sonra da "Yok ben ona demedim, ötekine dedim.." diye yan çiziyor... Nasılsa kankalar ya, ödüller falan gırla.. Müslümanları çok düşünüyorsa, Irak'a girip çoluk çocuğu tarayan, camileri basan Coni'ye niye "Kolay gelsin ağalar, sağlığınıza duacıyız" dedi? Başta Telafer'deki Türkmen katliamını niye ağzına almaz da, Kuzey Irak'ı tanımak için pusuya yatar? (Sa-it'in torunu Dingil Bir'e inat "Kuzey Irak" diyorum; Musul-Kerkük'ün "Türkmeneli" olduğu gerçeği anlaşılana kadar da diyeceğim!)
Polat Alemdar diyorken, ne zamandır sormak istediklerimi de yazayım... Bu Polat, "Ergenekonculara" savaş açtı, hepsini güya dize getirdi ya, peki kendisinin Ergenekoncu olması ne olacak? İlk sezonlarda, derin devletin/istihbaratın önemli adamı Aslanbey'in ( ki bu karakterin Hiram Abas olduğu söyleniyor) ajanı olarak, delikanlı mafya babası Çakır'ın (ki Alaattin Çakıcı olduğu söyleniyor) yanına yerleştirilip bütün çeteleri çökertmişti. Bu da, kendisinin "Ergenekoncunun önde gideni" olduğunu gösteriyor. Ne yani, Polat da mı "gömlek değiştirdi"? Ne yaptın Canpolat, delikanlı adam davasından döner mi?
Ey civanım delikanlım Canpolat, bu "kara gömlekli" halini ne zaman değiştireceksin peki?
Sanal kahramanımız Polat'a da sitemimi ettikten sonra, lafı çok çevirip biraz da saçmaladığımı farkederek, burada ara veriyorum. Herkesi candan selamlıyorum efendim.


0 yorum:
Yorum Gönder
TÜRKÇEMİZİ KORUYALIM.