
Çok eski padişahlardan birinin çok kıymetli, fakat bir o kadar da sinsi bir başveziri vardı. Günlerden bir gün, saraya yeni giren genç mi genç, cesur mu cesur bir vezir, başvezirden şüphe ederek padişaha tavsiyede bulunmuştu.
Bunun üzerine, orada bulunan başvezir :
- Padişahım, der. Bir yeni yetmenin sözüne güvenerek, pek uzun zamandır devletli efendisine hizmet eden kulunuzu azletmeniz âkilâne değildir. Bu sözüme ve size olan sadâkatime bendeniz, bütün saray eşrafı şahittir.
Padişah, bu cevabı pek yerinde bularak, başvezirin sözünü genç vezirin sözünden üstün tuttu. Bir daha böyle bir çıkışla karşısına gelmemesini emrederek canını bağışladığını buyurdu.
Bundan pek kısa zaman sonra, başvezirin, yetkisini kötüye kullandığı, padişahın amcazadesinin zevcesine de gönül verdiği ortaya çıkınca başvezir görevinden azlolunarak sürgüne gönderildi. Bunun üzerine, boş kalan sadâret makamına, geleneğe uygun olarak, en tecrübeli vezir olan ve nâmını zulmünden alan "Kara Vezir" getirildi.
Kara vezire saygı duyup ona yakın olanlar, bu duruma pek sevinirken, ona karşı olanlar rahatsız olmuştu. Fakat, seslerini çıkartamamışlardı. Kara vezirin, başvezir olduktan sonra vergileri arttırıp aklına estiği gibi davranmaya başlaması ile ülkedeki huzursuzluk artmıştı. Padişahın keyfi yerindeydi ve bilgisinden, gücünden emin olduğu başvezire güveni tamdı.
Hal böyle olunca, gidişattan endişe duyan bir kısım saray halkı, padişaha durumu bildirmesi için genç vezirden yardım istediler. Önceki başvezir hakkında yanılmadığını söyleyip, Kara Vezir'den çektiklerini anlattılar.
Daha önce de padişahın karşısına çıkan, fakat hoş görülmeyen vezir, onları o gün için geri çevirdi ve düşünmek için üç gün müsaade istedi. Bu sırada, Kara Vezir'in yandaşlarından, heyete karışan biri, haberi hemen başvezire ulaştırdı. Üç gün içinde, genç vezire destek olan herkesin işlerini kolaylaştırıp ikna eden Kara Vezir, merakla beklemeye başladı.
Üç gün sonra, huzura çıkmaya karar veren genç vezir, kendisine destek verenleri başı eğik bir şekilde Kara Vezir'in yanında görünce vefâsızlıklarına içten içe yanmıştı. O an kararından emin olduktan sonra yüzünü başvezire dönerek, ölümüne bir dövüş istediğini söyledi.
Başta padişah olmak üzere bütün saray, bu istek karşısında şaşkına döndü. Kendisine meydan okuyan delikanlının maharetini bilen başvezir, önce reddetse de korktuğu anlaşılmasın diye kabul etti.
Sabah gün doğarken, bir dövüş tertip edildiğinde, tüm ahali meydana toplanmıştı. Başvezir, silahtarın gözünü korkutarak keskin olmayan, eğri büğrü bir demirle değiştirdi genç vezirin kılıcını.
Karşısındakini hafife alan Kara Vezir, daha ilk kılıç darbesinden itibaren gerilemeye, tökezlemeye başlamıştı. Sonunda düştü ve boğazında hissetti soğuk demiri. Genç vezir, padişaha dönerek :
- Devletlimiz, bir keresinde teveccüh buyurup canımı bağışlamıştı. Şimdi de ben bu canı bağışlıyorum, deyip kılıcını yere düşen diğer kılıcın yanına attı.
Bunu fırsat bilen Kara Vezir, genç vezirin sahte kılıcını kendisinin gibi göstererek,
- Bu işin içinde bir iş var, bana bu eğri kılıç revâ görülmüştür, diye haykırdı ve genç veziri sahtekârlıkla suçladı.
Padişah, bunu duyar duymaz genç vezirin alıkonulmasını istese de, kavgayı kazandığını görenler, nöbetçilere geçit vermeden kaçırdılar genç veziri. Kara Vezir, genç adama yardım edenleri cezalandırmak istese de, padişah, kavgayı kazanan eski vezirini cezalandırmayı uygun görmeyip, o an için ertelemişti.
Bu hezimeti fırsat bilen Kara Vezir, acımasızlığını günden güne arttırdı ve bu durumdan artık komşu ülkeler bile rahatsızlık duymaya başlayınca, savaş boruları ötmeye başladı.
Padişah, büyük bir sefere hazırlandı ve genç vezirin isyan çıkarma ihtimaline karşın, sarayı Kara Vezir'e emanet etti. Padişah gidince bütün ipleri eline alan Kara Vezir, bir taraftan halka zulmetmeye devam ederken, diğer taraftan genç vezirin geçtiği her yeri yakıp yıkıyor, kendisine karşı gelen en ufak sesleri bile susturuyordu.
Sarayda, genç veziri yalnız bırakıp Kara Vezir'e boyun eğenler ise günden güne daha da sus pus olup ülkenin eriyip tükendiğini görerek kahroluyor, bereketli eski günleri yâd ediyordu.
Derler ki, o genç vezir hâlâ o viran ülkenin dağlarında dolaşır, eşkıyaya, zalime meydan vermeyip halkı teselli etmeye çalışırmış. Ve derler ki, nerde zalim bir "Kara Vezir" varsa, orda bir yiğit "genç vezir" doğarmış.
Koca yiğit, yaman yiğitZulme vermez aman yiğit
Adamlığı tamam yiğitKara vezir biler hıncı
Kara vezir, ah tutarsın
Tahtın üstüne yatarsın
Koca yiğit, ne atarsın
Eldeki eğri kılıncı
Beyler, diyarı kurutur
Kara vezir pek sırıtır
Ecel seni de çürüdür
Beyler yolcu, yiğit hancıKolumuzda koca zencir
Kollar değil yürek sancır
Kara vezir, soyu Yezid
Verir miyiz yiğit genci!
07 Aralık 2009 03:04