0 yorum

Sâdî - Gülistân'dan...


Yeni kök salan bir ağaç
Sökülür insan eliyle
Bir süre öyle bıraksan
Sökülmez kağnıyla bile

Pınar başı kapatılır
Birkaç kürek toprak ile
Ama su ile dolu mu
Geçilemez koca fille

Bulut bengisu yağdırsa
Söğütten meyva alınmaz
Âdîye vakit harcama
Hasırdan şeker yenilmez

Ateşi, hârı söndürüp
Kor, ortada bırakılmaz
Engerekler öldürülüp
Yavrusu alıkonulmaz

Zâl, oğlu yiğit Rüstem'e,
Demiş :"Düşmanı hor görme,
Dar bir kaynaktan çıkan su,
Aldı deveyi yüküyle.."

Bir kimse, kötü demirden
İyi kılıç çıkaramaz
Edilse bile terbiye,
Soysuz adam, insan olmaz!

Bütün âlem birleşirken
Tabiat letâfetinde
Lâle sunar bağda, yağmur
Çer çöp olur çorak yerde

Çorak yerde sümbül bitmez
Tohumu orda yok etme
Kötüye iyi davranmak
Kötülüktür iyilere...

***

Bir tartışma yaşandı
İkisi arasında,
Bilgin kalkan bıraktı
Dinsizin karşısında

Bilgin dedi : "Kuran'dan
Aldım ilmin tümünü
O ise inanmıyor,
Ne yapayım küfrünü?"

Çok zaman söz içinde,
İyi de var, kötü de,
Kötüden başkası yok
Düşmanların gözünde

Düşmanların gözünde
Hüner büyük kusurdur.
Köstebeğin kaçtığı,
Güneşten inen nurdur!

Yazan : Sâdi
Şiirleştiren : B.C.

05 Aralık 2009 19.04

0 yorum

İşte ben böyle bir hal içindeyim...



Bir süredir güncede suskunum. Her zaman olduğum gibi...

Akrebe : "Kışın niçin dışarı çıkmıyorsun?" diye sormuşlar,
"Yazın ne saygı görüyorum ki, kışın da çıkayım?" demiş.


Sitemim güncecilere değil a dostlar, ama kafaya takmamaya çalışsam da naçar üzülmeme sebep olan bir "hal" içindeyim. Hal demişken;

Osmanlı'nın gerileme döneminin, tartışmasız en büyük padişahı Sultan II. Abdülhamid, "hal edilmesi/ halledilmesi", yani tahttan indirilmesi için gelen heyette, Yahudi Cemaatinden, Selanik Mebusu ve Selanik Mason Locası Üstadı Emanuel Karasu, kardeşi Abdülhamid tarafından öldürtülmüş Arnavut Esad Toptani Paşa, Ermeni Katolik Cemiyeti Temsilcisi Aram Efendi ve Ayan Meclisi'nden ve uzun süre sultanın yaverliğini yapmış olan Gürcü Arif Hikmet'i görünce, "Bir Osmanlı Padişahına, bir İslam Halifesine hal kararını bildirmek için bir Arnavut, bir Yahudi, bir Ermeni ve bir nankörden başkasını bulamamışlar mı?" dediği rivayet edilir.

Başlıkta da dediğim gibi, işte ben böyle bir "hal" içindeyim.. Aslında derin keder içindeyim.. Bazen bilmeyerek ne yaptığımı, iyi, kötü, güzel, çirkin her biçimdeyim..

Kafanızı daha fazla şişirmeden, sevgili Fikir İzleri'nin gönderdiği mimi cevaplandırayım... Ona da teşekkür ediyorum, yazmak için bir sebep tanıdı bana..


1 - Kullandığınız parfüm markası?

Sürekli kullandığım bir parfüm yok, aksine sürekli değiştiriyorum. Şu aralar, hediye gelen Privacy'yi kullanıyorum.

2 - En son okuduğunuz ya da okumakta olduğunuz kitap?

Sadi'nin Gülistan adlı eserini okuyorum. Bitirmek üzereyim, az kaldı. Başta, sultana uzun bir methiye bölümü olsa da, içinde birçok konudan yüzlerce kısa hikaye var. Bir kısmını şiirleştirdim. (Daha doğrusu Farsça'dan Türkçe'ye düzyazı olarak çevrilmiş şiirlerini, tekrar Türkçe olarak şiirleştirdim, çok değil birkaç basit (sehl-i mümteni sayılabilecek) kıtasını sadece.. Onu da paylaşacağım..)

3 - En son izlediğiniz film?

Sinemada Nefes'i izledim, evde Adventureland'i. Bir grup gencin, 80'lerde bir lunaparkta geçen macerasını anlatıyor. Hem sıradan, hem değişikti. (?) Zaten Kristen Stewart için izlemiştim ama Twilight'taki masumiyeti pek göremedim. Yeni filmi de geldi zaten, en kısa zamanda New Moon'u izleyeceğim.

4 - Okumaktan zevk aldığınız kitap türü?

Tarihi veya psikolojik romanlar, hikayeler, kişisel gelişim kitapları (ama "Bilmem ne için 10 yol" gibi değil de, "The Secret", "İçimizdeki Kahraman" türü şeyler.. ), şiirler, ansiklopediler..

Tekrar düşündüm de, pek kitap seçmiyorum. Yalnızca, romantik kitaplar ya da İpek Ongun türü-genç kızlara yönelik kitaplar ilgimi çekmiyor..

5 - Vazgeçemediğiniz, beğendiğiniz giyim markanız?

Salı Pazarı. :)) Giyim seçiminde kararsız kaldığım için genelde kardeşime aldırırım, şöyle böyle hoşuma giderse giyinirim. O yüzden belirli bir marka yok aklımda.

6 - Saç renginiz?

Erkenden tel tel ağarmaya başlayan siyah saç. (İçki-sigara kullanmıyorum ama stresten ya da çekirdek bağımlılığından olsa gerek...)

7 - Göz renginiz?

Çok koyu kahverengi, ama tam siyah da sayılmaz.

***

Yazının hepsini okumayı başarabilmiş ve konuya mesaj yazan herkese gönderiyorum bu mimi. :)

4 yorum

Kara Vezir ile Genç Vezir



Çok eski padişahlardan birinin çok kıymetli, fakat bir o kadar da sinsi bir başveziri vardı. Günlerden bir gün, saraya yeni giren genç mi genç, cesur mu cesur bir vezir, başvezirden şüphe ederek padişaha tavsiyede bulunmuştu.

Bunun üzerine, orada bulunan başvezir :

- Padişahım, der. Bir yeni yetmenin sözüne güvenerek, pek uzun zamandır devletli efendisine hizmet eden kulunuzu azletmeniz âkilâne değildir. Bu sözüme ve size olan sadâkatime bendeniz, bütün saray eşrafı şahittir.

Padişah, bu cevabı pek yerinde bularak, başvezirin sözünü genç vezirin sözünden üstün tuttu. Bir daha böyle bir çıkışla karşısına gelmemesini emrederek canını bağışladığını buyurdu.

Bundan pek kısa zaman sonra, başvezirin, yetkisini kötüye kullandığı, padişahın amcazadesinin zevcesine de gönül verdiği ortaya çıkınca başvezir görevinden azlolunarak sürgüne gönderildi. Bunun üzerine, boş kalan sadâret makamına, geleneğe uygun olarak, en tecrübeli vezir olan ve nâmını zulmünden alan "Kara Vezir" getirildi.

Kara vezire saygı duyup ona yakın olanlar, bu duruma pek sevinirken, ona karşı olanlar rahatsız olmuştu. Fakat, seslerini çıkartamamışlardı. Kara vezirin, başvezir olduktan sonra vergileri arttırıp aklına estiği gibi davranmaya başlaması ile ülkedeki huzursuzluk artmıştı. Padişahın keyfi yerindeydi ve bilgisinden, gücünden emin olduğu başvezire güveni tamdı.

Hal böyle olunca, gidişattan endişe duyan bir kısım saray halkı, padişaha durumu bildirmesi için genç vezirden yardım istediler. Önceki başvezir hakkında yanılmadığını söyleyip, Kara Vezir'den çektiklerini anlattılar.

Daha önce de padişahın karşısına çıkan, fakat hoş görülmeyen vezir, onları o gün için geri çevirdi ve düşünmek için üç gün müsaade istedi. Bu sırada, Kara Vezir'in yandaşlarından, heyete karışan biri, haberi hemen başvezire ulaştırdı. Üç gün içinde, genç vezire destek olan herkesin işlerini kolaylaştırıp ikna eden Kara Vezir, merakla beklemeye başladı.

Üç gün sonra, huzura çıkmaya karar veren genç vezir, kendisine destek verenleri başı eğik bir şekilde Kara Vezir'in yanında görünce vefâsızlıklarına içten içe yanmıştı. O an kararından emin olduktan sonra yüzünü başvezire dönerek, ölümüne bir dövüş istediğini söyledi.

Başta padişah olmak üzere bütün saray, bu istek karşısında şaşkına döndü. Kendisine meydan okuyan delikanlının maharetini bilen başvezir, önce reddetse de korktuğu anlaşılmasın diye kabul etti.

Sabah gün doğarken, bir dövüş tertip edildiğinde, tüm ahali meydana toplanmıştı. Başvezir, silahtarın gözünü korkutarak keskin olmayan, eğri büğrü bir demirle değiştirdi genç vezirin kılıcını.

Karşısındakini hafife alan Kara Vezir, daha ilk kılıç darbesinden itibaren gerilemeye, tökezlemeye başlamıştı. Sonunda düştü ve boğazında hissetti soğuk demiri. Genç vezir, padişaha dönerek :

- Devletlimiz, bir keresinde teveccüh buyurup canımı bağışlamıştı. Şimdi de ben bu canı bağışlıyorum, deyip kılıcını yere düşen diğer kılıcın yanına attı.

Bunu fırsat bilen Kara Vezir, genç vezirin sahte kılıcını kendisinin gibi göstererek,

- Bu işin içinde bir iş var, bana bu eğri kılıç revâ görülmüştür, diye haykırdı ve genç veziri sahtekârlıkla suçladı.

Padişah, bunu duyar duymaz genç vezirin alıkonulmasını istese de, kavgayı kazandığını görenler, nöbetçilere geçit vermeden kaçırdılar genç veziri. Kara Vezir, genç adama yardım edenleri cezalandırmak istese de, padişah, kavgayı kazanan eski vezirini cezalandırmayı uygun görmeyip, o an için ertelemişti.

Bu hezimeti fırsat bilen Kara Vezir, acımasızlığını günden güne arttırdı ve bu durumdan artık komşu ülkeler bile rahatsızlık duymaya başlayınca, savaş boruları ötmeye başladı.

Padişah, büyük bir sefere hazırlandı ve genç vezirin isyan çıkarma ihtimaline karşın, sarayı Kara Vezir'e emanet etti. Padişah gidince bütün ipleri eline alan Kara Vezir, bir taraftan halka zulmetmeye devam ederken, diğer taraftan genç vezirin geçtiği her yeri yakıp yıkıyor, kendisine karşı gelen en ufak sesleri bile susturuyordu.

Sarayda, genç veziri yalnız bırakıp Kara Vezir'e boyun eğenler ise günden güne daha da sus pus olup ülkenin eriyip tükendiğini görerek kahroluyor, bereketli eski günleri yâd ediyordu.

Derler ki, o genç vezir hâlâ o viran ülkenin dağlarında dolaşır, eşkıyaya, zalime meydan vermeyip halkı teselli etmeye çalışırmış. Ve derler ki, nerde zalim bir "Kara Vezir" varsa, orda bir yiğit "genç vezir" doğarmış.

Koca yiğit, yaman yiğit
Zulme vermez aman yiğit
Adamlığı tamam yiğit

Kara vezir biler hıncı

Kara vezir, ah tutarsın

Tahtın üstüne yatarsın

Koca yiğit, ne atarsın

Eldeki eğri kılıncı


Beyler, diyarı kurutur

Kara vezir pek sırıtır

Ecel seni de çürüdür

Beyler yolcu, yiğit hancı


Kolumuzda koca zencir
Kollar değil yürek sancır

Kara vezir, soyu Yezid

Verir miyiz yiğit genci
!
07 Aralık 2009 03:04

2 yorum

Beş Para Etmez



Ne yapıyorsan, yap!
Ama canımı acıtmadan
Ne yapıyorsan,
Yapma...

Gözlerim kör olur
En berrak ışıklarda
Ve en tembel anlarımdır
En rahat zamanlarım.
Kandırmaya da çalışma!
Anılarım
Günden güne azalıyorsa,
Anlarım.

Yaşarım bazen en güzelini
O, hikayelerdeki aşkların;
En güzeli, en çoğunu bırakır
Acıların.

En güzel sonbahar,
En çok yağmur yağandır.
Değeri var mıdır gözümde
Bütün soğuğuna karşın
Beyaz bir örtü altında
Yaşanmayan bir kışın?

Bilirim, beş para etmez
Şimdiye kadar bütün yazdıklarım.
Bir an nefessiz kalsam
Kimse farketmez.
Oysa en kıymetlimiz
Değil midir, nefes?

Hani yol alsan uzaklara,
Benden fersah fersah uzağa
Beni düşünmediğin her saniye
Değil mi ki boşuna?
Nasılsa olacaksın yanıbaşımda
Seni andığım her zaman.

Yediğin, içtiğin senin olsun.
Bütün güzel sözlerim,
Zaten senin.
Duymadığım tüm hakaretlerin
Hiç edilmemiş sayıldı.

Ademoğlu uydurdu zamanı,
Öğrendikçe çoğaldı mesafe.
Güneş doğdu, battı derken
Hapsolduk damarımızda
Çevirdiğimiz çembere.
Hesapla bakalım, kaç yıl oldu
Alıştığım, hasretine?

Nereye gideceksen, git...
Ne söyleyeceksen, söyle...
Kimi düşünüyorsan, düşün...
Ama içime işlemeden
Beni bile düşüneceksen
Düşünme.

03 Aralık 2009 03:21

1 yorum

"Ne Mutlu Türk'üm" diyene ceza!



Geçtiğimiz hafta Kurban Bayramı idi. Fırsattan istifade, Tüm Türk ve İslam aleminin bayramını kutluyorum. Gelen giden, hasta ziyareti nedeni ile de arttığı için günce ile bir hafta, on gündür ilgilenemiyorum. Arada foruma girsem de uzun süre bilgisayar başında olamadığım için MSN'yi bile kaç haftadır açmadım. Hattım da kırılınca telefon olayını da kestim. (İlgili yerlere duyurulur.)

Özrümüzü de diledikten sonra konuya geçeyim :

Biraz eski bir haber, ama çok da eski değil.

Toplumsal hafızamız artık, günlerle değil, saatlerle ölçülüyor. Bu yüzden daha iki hafta önce olan önemli bir olaya bile eski diyebiliyoruz. Fakat, bir gerçeği yansıttığı için aslında hiç de güncelliğini kaybetmiş değil. Bu gidişle de olmayacak.

Geçtiğimiz haftalarda, Uşak'ta, camında "Ne Mutlu Türküm Diyene" yazısı bulunan 20'ye yakın minibüse 61'er TL ceza yazılmıştı. Haber burada.

Uşak Emniyet Müdürü'nün açıklaması, yasalara göre araçlara izinsiz resim, yazı..vs. asılması halinde ceza uygulanmasından yana. Fakat, gerçek o ki, "açılım" furyasının bir parçası olarak "Ne Mutlu Türküm Diyene" yazılarını ve Türk Bayrağı'nı asanlara ceza uygulanırken, MHP İl Başkanı'nın da dediği gibi "Allah, Bismillah" yazılarına ceza gelmemiş olması ilginç ve simgesel olarak dikkat çekici. Kaldı ki, bunlara da ceza gelmesi epey abartılı olacak.

Öte yandan, millî eğitimi ortadan kaldırma çalışmaları da tüm hızıyla sürüyor. "Andımız"ın kaldırılması önerisi, Danıştay'a verildi bile.

Geçtiğimiz hafta, bu ceza konusu çok tartışıldı ve dikkat çekti. Levent Kırca ve Olacak O Kadar ekibi de bununla ilgil bir güldürü hazırlamışlar. Keyifle ve dikkatle izleyin.

Ne Mutlu Türk'üm Diyene!


Related Posts with Thumbnails