0 yorum

Onlar Ermiş Muradına, Biz Çıkalım Kerevetine...

Ardıma bakmadan gitmek istiyorum bazen. Çünkü sebepsizce yaşamanın hiçbir faydası olmuyor.

Mantığım zaten çoktan iflas etmiş durumda, hep bildiği doğrularla yanlışları aynı kefeye koymaya kalkıyor etrafa bakarken. Dün doğmuş yeni bir çiçeği saksıya alıp büyütmeyi severken; hep onlara gölge veren, sıcaktan, yağmurdan koruyan çınarları unutuyor insanlar. Canım sıkılıyor, daha da sebepsizleşiyorum.

Sonra biri kalkıp : "Senin görevin bu zaten," diyor. "Senin görevin onları yağmurdan arındırıp, yanmaktan korumak. Onlar, senin göğsüne binlerce hançer darbesini vurup sevdalarını kazıyacaklar. Onlar, başkalarını eğlendirmek için dallarını kırıp kaval yapacaklar. Yaprakların her mevsimde daha bir yorgun düşecek; ama sen her güz, yeniden dökeceksin yapraklarını ve her bahar yeniden ortaya çıkacak o muazzam manzara. Sen bir çınarsın, onca sıkıntıyı çektikten sonra bile dalların kurumaya başladığında dimdik ayakta duracaksın. Ayakta terkedeceksin bu diyarı."

Giden gider, ama niye? Kendi huzurları için gidene göz yumuyor insanlar, sebebini hiç sorgulamadan, kalbinin ağrıdığını hiç düşünmeden. "Elveda" demek çok kolay geliyor yüzyıllık çınara bile.

Sırf bir daha başka bir can yanmasın diye kabul ediyor çınar yenik düşmeyi. O can, bu çınarın altında büyüyüp de bahar geldiğinde gökyüzüne verdiğinde başını, yağmurlar ıslatınca gözlerini; çınar biraz daha kuruyor ve biraz daha uzaklaşıyor bu diyardan. Belki de sadece "yağmurlar ıslatmasın gözlerini" diye çekilmişti bunca çile.

Yalnızlığına değil de geçen zamana yanar çınar, kimse bilmez. Gövdesinde sakladığı rüzgârları bir gün açığa çıkarınca çınardan sorulur bu sual. Rüzgârın kaynağı olan çınardan bilinir her şey. Oysa çınar kuruduğu için, yaşamak için köklerinin uzandığı bütün kaynaklar, insanlar tarafından kurutulduğu için, gövdesinde kocaman bir kovuk oluşur çınarın ve rüzgârlar buradan doğar.

Bir hikaye anlatır ve bir "Elvedâ" yeter bazen masalın bitmesine. İnsanlar için her zaman iyi biter ama her zaman iyi bitmez masallar bir çınar için.

6.7.6 1.02 Bursa

4 yorum

Artık Kısa Cümleler Kuruyorum



Sizi bilmem, ama ben karar verdim.
Su gibi duru olup hep akmaya,
Başka sular tanıyıp, çoğalmaya,
Dalgalanmaya, taşmaya...

Son günlerde çok düşünür oldum,
Zor zamanları çabuk atlatır oldum.

Yalnız mıyım insanlar içinde?
Arkadaşlarım, aşklarım içimde.
Yara aldım bundan iki yıl önce,
Hiç susmadım, şarkı söyledim günlerce

Artık kısa cümleler kuruyorum,
Sevdiklerim, sevmediklerim yanımda.
Kabullendim herşeyi olduğu gibi.
Yola çıktım, yarınlara...

Son günlerde çok düşünür oldum,
Zor zamanları çabuk atlatır oldum.

Bakıyorum aynaya her gece,
İçim rahat, biraz yorgunum sadece.
Hayatıma giren herkese,
Yaşanmış her şeye...

Teşekkürler, büyüyorum sizinle
Teşekkürler, büyüyorum sizinle...

ŞEBO

0 yorum

Türk yağıdan üzr istəməz


Hocalı Soykırımı Anıtı - Lahey/Hollanda

Hardan çıxdı bu bəd xəbər
Türk yağıdan üzr istəməz.
Dağılar kənd, batar şəhər
Türk yağıdan üzr istəməz.

Düzü tərsə yazanlar var,
Doğru yoldan azanlar var,
Türkə quyu qazanlar var,
Türk yağıdan üzr istəməz.

Haqqı nahaq yazanlar var,
Səfimizi pozanlar var.
Qır qaynadan qazanlar var,
Türk yağıdan üzr istəməz.

Birləşdirər bölgələri,
Nurlandırar kölgələri.
Qılınc çəkər bilgələri,
Türk yağıdan üzr istəməz.

Ata çoşqun, ana dolu,
Qeyrət axıb qana dolu.
Baş qaldırar Anadolu
Türk yağıdan üzr istəməz.

Sınmaz, görsə sınaq, qala,
Qıymaz bizə qınaq qala,
Silkələnər Çanaqqala,
Türk yağıdan üzr istəməz.

Oğuz olar, qopuz olar,
Qopuz dönüb toppuz olar,
Biri doxsan doqquz olar,
Türk yağıdan üzr istəməz.

İstər ala, sata türkü,
Tapar hərdən xata türkü,
Min-min olar Atatürkü,
Türk yağıdan üzr istəməz.

Yaxşı bilir doğu batı,
Hardan gəlib türkün zatı
Əldən verməz ehtiyatı,
Türk yağıdan üzr istəməz.

Tilovudu, qarmağıdı,
Şər yoluna varmağıdı,
Barmaq iblis barmağıdı,
Türk yağıdan üzr istəməz.

Əldən əyri, ağıldan çaş,
Şeytanındı atılan daş,
Dünya alt-üst olar, qardaş,
Türk yağıdan üzr istəməz.

Şəhid ruhu şəhid canı,
Şəhid bəyi, şəhid xanı,
Sel-sel olar şəhid qanı,
Türk yağıdan üzr istəməz.

Məzar olar, beşik olar,
Səngər olar, keşik olar,
Bağrı deşik-deşik olar,
Türk yağıdan üzr istəməz.

Dağ uçar, dərə tökülər,
Şər suyu şərə tökülər,
Göy qopar yerə tökülər
Türk yağıdan üzr istəməz.

Axtarın, tapın zatını,
Öyrənin yeddi qatını,
Varaqlayın həyatını
Türk yağıdan üzr istəməz.

Dünya boyda həqiqətdi,
Tanrı payı bir millətdi.
Basılmazlıq, qətiyyətdi,
Türk yağıdan üzr istəməz.

Nə köhləni, nə nalı var,
Qana batmış bir halı var.
Külə dönmüş Xocalı var,
Türk yağıdan üzr istəməz.

Ey yağıdan üzr istəyən,
Ərzurumda, Qarsda, Vanda,
Qarabağda Naxçıvanda,
Lənkəranda, İrəvanda
Şəhid qanı göl-göl olan,
Hər bir yurdda, hər bir yanda,
Qanadları sındırılan,
Körpələrdən üzr istə!
Beli sınan, tağı çökən,
Körpülərdən üzr istə!!!

Gözü yolda ər gözləyən,
Sonalardan üzr istə!
Oğlu ölən, odu sönən,
Analardan üzr istə!
Şəhid olan hər kişidən,
Hər qadından üzr istə!
Süngülərin ucundakı
Qundaqların, bələklərin
Fəryadından üzr istə!
Əgər qanın təmizdirsə,
Get evində öz anandan,
Arvadından üzr istə!!!

Bu torpağın hər qarışı,
Sakaryadı, Malazgirtdi.
Hər qalası bir ordudu,
Hər qayası bir igiddi,
Əyil türkün torpağına,
O torpaqdan üzr istə!
Türkün ana dövlətinə
Dalğa-dalğa işıq verən
Min illərdi sönməz olan
Gur ocaqdan üzr istə!
“Şühəda gövdəsi bir baxsana
dağlar, daşlar.
O rükü olmasa
Dünyada əyilməz başlar.
Vurulub tərtəmiz alnından
uzanmış yatıyor.
Bir hilal uğruna, Ya Rəbb
Nə Günəşlər baxıyor!” *
Öp bu şerin ər sətrini,
Hər varaqdan üzr istə!
Əyil Türkün bayrağına,
İstiqlalla bütünləşən
Ay-Ulduzla Vətənləşən
O bayraqdan üzr istə!!!
O torpaqdan üzr üstə!!!

Zalimhan Yakup
22.12.2008

* Şeir parçası Məhəmməd Akif Ərsoyun “Çanaqqala şəhidləri“ şeirindəndir.

zelimxan_yaqub_o
Zalimhan Yakup

6 yorum

Metrodaki Kemancı



Soğuk bir Ocak sabahı, bir adam Washington DC'de bir metro istasyonunda, kemanla 45 dakika boyunca altı Bach eseri çalar. Bu süre içinde, çoğu işe yetişme telaşındaki yaklaşık bin kişi kemancının önünden geçip, gider.

Kemancı çalmaya başladıktan ancak üç dakika kadar sonra, ilk kez orta yaşlı bir adam kemancıyı fark edip, yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder..

Kemancı ilk bir dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır. Bir kadın yürümesine ara vermeksizin parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak, hızla geçer, gider.

Birkaç dakika sonra, bir başka adam duraklayıp, eğilerek dinlemeye başlar ancak saatine göz attığında işe geç kalmamak için acele ettiğini belirten ifadelerle hızla yoluna devam eder.

En fazla dikkatle duran ise üç yaşlarında bir oğlan çocuğu olur. Annesinin çekiştirmelerine rağmen, çocuk önünde durur ve dikkatle kemancıya bakar. En sonunda annesi daha hızlı, çekiştirerek çocuğu yürümeye zorlar. Oğlan arkasına dönüp dönüp kemancıya bakarak, çaresizce annesinin peşinden gider. Buna benzer şekilde birkaç çocuk daha olur ve hepsi de anne, babaları tarafından yürümeye devam için zorlanarak, uzaklaştırılırlar.

Çaldığı 45 dakika boyunca kemancının önünde sadece 6 kişi, çok kısa bir süre durur. 20 kişi duraklamadan, yürümeye devam ederek, para verir. Kemancı çaldığı süre içinde 32 dolar toplar. Çalmayı bitirdiğinde ise sessizlik hakim olur ve kimse onun durduğunu fark etmez, alkışlamaz.

Hiç kimse onun dünyanın en iyi kemancısı Joshua Bell olduğunu ve elindeki 3,5 milyon dolarlık kemanla, yazılmış en karmaşık eserleri çaldığını anlamaz. Oysa Joshua Bell'in metrodaki bu mini konserinden iki gün önce Boston'da verdiği konser biletleri ortalama 100 dolara satılmıştı...

Bu gerçek bir hikayedir ve Joshua Bell'in öylesine bir kılıkla metroda keman çalması, Washington Post gazetesi tarafından algılama, keyif alma ve öncelikler üzerine yapılan bir sosyal deney gereği kurgulanmıştır. Sorgulanan şeyler; sıradan bir yerde, uygunsuz bir saatte güzelliği algılayabiliyor muyuz? Durup ondan keyif alıyor muyuz? Beklenmedik bir ortamda, bir yeteneği tanıyabiliyor muyuz? İdi...

Bu deneyden çıkarılacak kıssadan hisse ise, dünyanın en iyi müzisyeni, dünyadaki en iyi müziği çalarken, önünde durup, dinleyecek bir dakikamız dahi yoksa, başka neleri kaçırıyoruz acaba?

Kaynak : Washington Post

2 yorum

İnek, Beygir ve Eşek



Bir inek, bir beygir, bir eşek çiftlikte birlikte yaşarken sıkıldılar, dağılıp insanların ne yaptıklarını öğrenmeye ve iki yıl sonra buluşmaya karar verdiler...

İki yıl sonra buluşma yerine önce inek ile beygir geldi.
Ikisi de perişan bir halde, zayıflamış, dişleri dökülmüş, adeta çökmüşlerdi.

Beygir sordu:
-Nedir bu halin, inek?

İnek iç çekerek anlattı:
- Merhametsiz insanlar beni durmadan birbirlerine sattılar. Alan sütümü sağdı, alan sütümü sağdı, sonunda kesiyorlardı ellerinden zor kaçtım...

Sonra beygir anlattı:
- Benim de ağzıma bir demir parçası geçirdiler, ağzımı açamadım. Üzerime bindiler. O indi öbürü bindi, o indi öbürü bindi... Canımı zor kurtardım yav inek kardeş...

Ve uzaktan eşek gözüktü.
Eşek; ıslık çala çala, etrafa çifte ata ata geldi.
Mutluydu. Şişmanlamıştı, tüyleri parlıyordu... Üzerinde lacivert takım elbise vardı...

Öyküsünü anlattı:
- Bir memlekete vardım, birisi bağırdıkça insanlar onu alkışlıyordu. Ben de yüksekçe bir yere çıkıp anırdım. Duyan benim yanıma koştu, duyan koştu...
- Sonra?...
- Sonra beni başkan seçtiler...
- Yaa! Sonra ne yaptın?
- Bir şey yapmama gerek kalmıyordu, ben bağırdıkça onlar ’Memleket seninle gurur duyuyor’ diye alkışlıyordu. Önüme ziyafet sofraları kurdular. Yedim bağırdım, yedim bağırdım...
- Pekiii... Senin eşek olduğunu anlamadılar mı?..

Eşek yanıtladı:
- Çoğunluk anlamayacak şekilde eğitilmişti. Bir kısmı anladı ama diğerlerine anlatamadı!

...

3 yorum

Leyla ile Mecnun'dan...




Birisi Mecnun'a dedi ki;

-Ey iyi huylu, irfan sahibi Mecnun! Neden artık Leyla'nın obasına gelmiyorsun? Artık sende Leyla' ya karşı olan aşkından eser kalmadı mı yoksa! Fikrin mi değişti, Leyla'ya isteğin mi kalmadı?

***

Mecnun bu sözleri işitince ağlayarak dedi ki;

- Efendi! Benimle uğraşma. Benim derdim bana yeter. Bir de sen benim yarama tuz basma. Birçok defa ayrılık zaruri olur. Ayrılığa katlanmak ve sabırlı olmak aşkın azaldığına, sevdanın geçtiğine dalalet etmez ki…

***

Adam bu sefer de;

- Ey vefalı ve temiz ahlaklı Mecnun! Ben Leyla'nın bulunduğu taraflara gidiyorum. Bir haber göndereceksen söyle de ben söyleyeyim.

***

Mecnun ona şu cevabı vermiş;

- Leyla'nın yanında sakın benden bahsetme ve benim adımı anma. O'nun bulunduğu yerde benim bahis konusu olmam manasız olur. Çünkü ben onun varlığı ile varım. Ondan ayrı benim bir varlığım yoktur.

(Alıntıdır.)

0 yorum

İki Sene

Bunca zamandır aradığımız şey, ya yanıbaşınızdaysa?

Mutluluktan bahsetmiyorum bu kez. Mutluluk, sadece biraz adrenalinden ve düşünce gücünüzü kontrol eden zayıf beyin dalgalarından ibaret. Şimdi mutluluktan bahsedenler, bunu bir zamanlar belki de haketmiyordu. Bunları söylerken, geçmişle ilgili hiçbir acıyı da taşımıyorum.

Çünkü, şimdiye kadar anlattıklarımın hepsi oynadığım bir oyundu. İtiraf ediyorum.

İtiraf ediyorum : Hayat, bir tiyatrodur.

Hiç gelecekten endişe duydunuz mu? Nefesinizi tutmakla tutmamak arasında hiçbir fark yokken, mesele sadece ciğerlerinize giden -ya da gitmeyen- bir miktar hava iken, geleceğinizi mi, yoksa o -hiçbir şey gibi görünen- bir miktar havayı mı düşünürdünüz?

Hayatınızı parmaklarınızın ucunda yönetirken, onun "zamana" kapılıp gitmesine göz yummanız ne kadar doğru? Zaten karanlığın içinde yaşıyorsanız, karanlığa bir adım atmaktan korkar mıydınız? Karanlıktan korkmanız, aydınlıkta yaşamaya alıştığınızdan olabilir mi?

İhtiyaç duyduğunuz şeyin, kimi zaman bir miktar havaya muhtaç bir insan olduğunu size rahatlıkla söyleyebilirim. Kim olduğunu zaten biliyorsunuz.

Mutluluğu, aşkı, nefreti, kini, dostluğu, üzülmeyi, paylaşmayı, kıskançlığı, kibirlenmeyi, hırsı, sevgiyi... Yani bütün bu yanılsamaları isteyen kişi kimdi? En başından beri bunları çakıl taşları gibi cebinde taşıyan kimdi? Yeri geldiğinde kullanmak üzere tüm iyi ve kötü duygularını saklayan kimdi?

Duygusuz biri haline geldiğim belki de doğrudur. Belki kalpsiz diyecekler, belki de akılsız... Kendi kurdukları düzenden farklı birini gördüğünde, korkmaktan ve reddetmekten başka ne yapabilir ki insan?

Kaos. Kuralcılığın alternatifi.

Tüm karışıklığın aslında insanın özü olduğu ne "zaman" hatırlanacak?

Bir başka "iki sene" sonra mı?

2 yorum

Geçmişi Gölgeye Teslim Ettim



Dünkü resimli şarkı sözünü ararken, bu resmi de farkettim. Fotoğraftaki genci tanıyorsunuz sanırım.

"Gölge, karanlık, sessizlik..." Bu kelimeleri kendimle özdeşleştirdiğim zamanlardan bir süre sonra, geçmişte yaşamaktan vazgeçtiğim günlerde Sagopa'nın bu * şarkısını tesadüfen dinlemiştim. * Resim yapmaya karar verince sözlerin hangi kısmını resme ekleyeceğimi bilemedim. Çünkü "her kelimesi beni anlatan" şarkılardandı. Ben de bütün sözleri ekledim.

Son günlerde çevremdeki birkaç kişinin, "gölgelerden" bahsetmeye başladığını farkettim. Hem onlara bir gönderme olsun, hem de sevdiğim bir parçayı sayfama ekleyeyim.

2 yorum

Her Şey Sensin (Resim)



Ne zaman yaptığımı bile bilmiyorum ama uzun süre geçti. Biraz aceleye gelen bir resim olmuş; Türkçe karakterlere bile çevirmemişim.

Yeğenimin arkadaşlarının olduğu forumda "_NiTRo_" ismi ile takılırken yapmıştım bu resmi. Az önce Cessa LaL'in sitesinde şarkının videosunu ve sözlerini görünce arşivden çıkarmak aklıma geldi.

Şarkıyı dinlemek için burayı ziyaret edebilirsiniz.

2 yorum

Cedric ile Chen Piknikte (Oyun)






İtiraf etmeliyim, 21 yaşındaysanız ve "manyak" bir ortiniz varsa hayat çok zor.

Pek sevdiğim arkadaşım* cN *y, (nam-ı diğer caca, caabla, morbüyü...vs.), birkaç gündür "çen-çen" konuşup başımın etini yedi : "Ben doğu incisiyim! Ben doğu incisiyim!" "Tamam," dedim. "Doğu incisisin de, nedir bu doğu incisi?" Meğer şu Cédric çizgi filmindeki "Chen" hastasıymış kendisi.*

Karşılıklı oyun oynamak isterken bilgisayarda oluşan hatalar yüzünden oynayamadık maalesef. * * O yüzden bu oyunu ona bir jest olsun diye ekliyorum siteye.

Oyunda Cédric ile Chen piknik yapıyor ve malum çeşitli böcekler, haşereler pikniği basıyor. Amaç bunları acımadan katletmek!

Oyun fare (mouse) ve boşluk (space) tuşu ile oynanıyor. Fare ile hedefi belirleyip böceği öldürürken, boşluk tuşu ile araçları değiştiriyorsunuz. (Tırtıl için sopa, örümcek için ayakkabı, arı için kavanoz, sinek için sineklik..vs.) Bir süre haşerelerle mücadele ettikten sonra seviye atlıyorsunuz. Dikkat edin, böcekleri Chen'e ulaştırmayın; çünkü sol altta görüldüğü gibi Chen'in de bir dayanma haddi var.

İyi eğlenceler.
8 yaşındaysanız ve oyun size hitap ediyorsa hayat çok güzel.

4 yorum

Atatürk'ün "Sözde Aydınlar" Hakkındaki Sözleri



(Son günlerdeki "Ermenilerden Özür Dileme Kampanyası" üzerine bana gelen yazılardan belki de en anlamlısı, bu sözler oldu.)

"...Bizim milletin, özellikle aydınlarımızın çok dikkatle, çok önemle göz önüne alacağı bir sebep vardır ve bence bu sebep şimdiye kadar ilerleyememişimizin, en son sırada kalışımızın - unutmayalım - memleketimizin baştan başa bir harabe oluşunun asıl sebebidir.

Çöküşümüzün bu ana sebebini şu nokta oluşturuyor:

İslam alemi iki sınıf ayrı topluluklardan meydana gelir. Biri çoğunluğu oluşturan cahil halk, diğeri azınlığı oluşturan aydınlar. Bozuk düşünüş biçimi gösteren milletlerde büyük çoğunluk başka hedefe, aydın denen sınıf başka düşünüş biçimine sahiptir. Bu iki sınıf arasında tam bir karşıtlık, tam bir muhalefet vardır.

Aydınlar asıl kitleyi kendi hedeflerine yöneltmek ister; Halk kitlesi ve avam ise bu aydın kesime uymak istemez. O da başka bir yön belirlemeye çalışır. Aydın sınıf telkinle, doğru yolu göstermekle çoğunluk kitlesini kendi amacına inandırmada başarılı olamayınca, başka yollara başvurur. Halka zorbalık etmeye ve kibirlenmeye başlar; Halkı keyfe göre yönetim altında bulundurmaya kalkar.

Artık, burada asıl çözümü gereken noktaya geldik. Halkı ne birinci yöntem ile, ne de zorbalık ve keyfi yönetim ile kendi hedefimize sürüklemeyi başaramadığımızı görüyoruz; Neden ? Bunda başarılı olmak için, aydın sınıfla, halkın düşünüş biçimi ve hedefi arasında doğal bir uygunluk olması gerekir. Yani aydın sınıfın halka telkin edeceği ülküler, halkın ruh ve vicdanından alınmış olmalı.

Halbuki bizde böyle mi olmuştur? O aydınların telkinleri milletimizin ruhunun derinliğinden alınmış ülküler midir? Şüphesiz hayır! Aydınlarımız içinde çok iyi düşünenler vardır. Fakat genellikle şu hatamızda vardır ki, inceleme ve araştırmalarımıza temel olarak çok kere kendi memleketimizi, kendi tarihimizi, kendi geneleklerimizi, kendi özelliklerimizi ve gereksinimlerimizi almayız. Aydınlarımız belki bütün dünyayı, bütün diğer memleketleri tanır, ama kendimizi bilmeyiz. Aydınlarımız milletimi en mutlu millet yapayım, der. Başka milletler nasıl olmuşsa o nu aynen öyle yapalım, der.

Fakat düşünmeliyiz ki, böyle bir görüş hiç bir zaman başarılı olmuş değildir. Bir millet için mutluluk olan bir şey, diğer millet için felaket olabilir. Aynı sebep ve şartlar, birini mutlu ettiği halde, diğerini mutsuz edebilir. Onun için, bu millete gideceği yolu gösterirken dünyanın türlü biliminden, buluşlarından, ilerlemelerinden yararlanalım; Fakat unutmayalım ki, asıl temeli kendi içimizden çıkarmak zorundayız.

Milletimizin tarihini, ruhunu, geleneklerini gerçek, sağlam, doğru bir gözle görmeliyiz. İtiraf edelim ki, hala ve hala aydınlarımızın gençleri arasında halk ve avama uygunluk kesin değildir..."

1923
Mustafa Kemal ATATÜRK


Kaynak : M.K. Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri (s.140-142)
...

0 yorum

Sonraki Hamlenizi Düşünün

Her şey değil ama çoğu şey bir döngüden ve bakış açısından ibaret. Başkasından devraldığınız bir emanet, -isteseniz de, istemeseniz de- bir başkasına devredilmek mecburiyetinde.

Meselâ, en basitinden : zaman. Siz doğmadan hemen önce -ya da doğduğunuz sıralarda- bir başkası, gözlerin bir daha açmamak üzere yummaktaydı. Sizin zamanınız da bir başkasının gözlerine doğru bir yolculuk yapacak.

Ya da aldığınız bir görevi, yapmanız gereken bir ödevi düşünün. Size, sonunda, başka insanların kararları, davranışları, onların sorumlulukları hakkında yönlendirme yapabilmenizden başka bir vaatte bulunmayan bir yönetici, bir öğretmen, amir...vs. bu özveride ya da yüklemede neden bulunuyor?

Kendi yüklerinden kurtulmak için mi?
Yoksa sadece döngüyü devam ettirebilmek için mi?

Farzedelim; ormanda yürüyorsunuz. Yolunuzun üstüne bir kütük devrilmiş ve yola devam etmenizi engelliyor. Üstelik oldukça büyük bir kütük ve ardında ne olacağını bilmiyorsunuz.

Onu yoldan kaldırır mısınız,
ormanda başka yollar arayıp "kurda kuşa yem olmayı" göze mi alırsınız,
yoksa geri mi dönersiniz?

Elbette, her kütük taşıyabileceğiniz derecede değildir. Bazen yardım istersiniz, başkaları yardım ederken siz geri dönüp gidebilirsiniz. Öyle ağırdır ki, defalarca denemenize rağmen onu kaldıracak kadar kuvvetiniz yoktur. Geri dönüp başkalarını çağırmaya gidersiniz, ama bu sefer de size yardım etmek isteyenler, bunu anlamayıp yardımdan da vazgeçebilirler. Ya da yorulup aşılamayacağını zannedebilir, kendilerini zamanın durgunluğuna kaptırabilirler.

Kısacası her şey olabilir.

Sahi, kendinize karşı veya bir başkasının isteğiyle taşıdığınız sorumluluğun haddi ve neticesi nedir?

Hiçbir şeyi düşünmeden sadece görevinize mi konsantre olursunuz?
Sonucunda sahip olacağınız ayrıcalıklar mı sizi cezbetmekte?
Bu işi başkalarına yardım etmek için mi yaptığınızı düşünüyorsunuz?
Yoksa, mesele sadece, kişisel olarak önemli olduğunuzu düşünüp kendinizi tatmin etmek mi?

Nedenlerini çeşitlendirmek mümkün.

Ama görevinizi bitiremediğinizi varsayalım.

İş bitmemiş olacak. Ayrıcalıklara sahip olamayacaksınız. İnsanlar yardımdan mahrum kalacak. Varsaydığınız öneminiz geçersiz sayılacak.

Oysa, hayatın bu sıralamasına inanmak, isteklerinizi, kararlarınızı ve sorumluluklarınızı paylaşmaya yöneltir. Bu da, hayatın döngüsünü net olarak ortaya koymaktadır.

Yolun ortasındaki o engel elbette ortadan kalkacak. İster kendi kendine çürümeye maruz kalarak, ister el birliğiyle bu engeli aşarak...

Sizin için bu engeli aşmak önemli ise, sizin belirlediğiniz veya öngördüğünüz sürede aşacaksınız. Öbür türlü, o sizin için "yoldaki engel" olarak kalacaktır. Oysa, o, "aşılacak olan engeldir".

O kütüğü "yoldaki engel" olarak görüp onunla yaşamaya alışanlar kütük ortadan kalktığında, o engelin aşılacağını bilen kişiye bir kahin ya da kahraman gözüyle bakabilirler.

Gerçekte ise, fark, sadece bakmak ile görmek arasındaki mesafe kadardır.

0 yorum

Hayat Hakkında Karalama

Bir kalemin ucunda
kaç hayat akıp gider?

***

Harfler
birbiriyle konuşmasaydı,
yazdıklarımızdan
anlayabilir miydik birşey?

***

Hayat,
kelimelerin şarkısıdır;
dinledikçe kendimizden geçtiğimiz...

Hayat,
kelimelerin acısıdır;
hissettikçe gözyaşlarıyla yıkandığımız...

Bütün bedenimizi kaplayan bir gözyaşı,
her zerremizde titreşen bir ses...

Hayat:
Tek bir nefes!

***

"yeryüzünde muteber bir nesne yok devlet gibi,
olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi..."

1 yorum

İki Yol - Mavi Sakal



Ne zamandır "Nostalji"bölümüne bir şey eklemiyordum. Birkaç haftadır bu şarkıyı dinliyorum yine. 2-3 sene önce de dilime pelesenk olmuştu. Üniversiteye ilk başladığım günlerde çimenlere yayılmış gençlerden biri gitarla bu şarkıyı çalıyordu.

Herhalde bir 10 yıl geçmiştir bunun da üzerinden. Arzu Yanardağ'ı dizilerde, Emrah filmlerinde falan, ne zaman görsem bu klip aklıma geliyor.

İyi dinlemeler.

"Sözlerini yazayım da tam olsun"...

Neden soruyorsun, nereye gideyim,
İki yol var demiştim, hangisini seçeyim?
Korkma bebeğim, hepsinin sonu ay-ay-aynı..
Çok yukarlarda biri mi bunları yaptı?

Neden souyorsun, nereye gidiyorum,
İki yol var demiştim, birinden gidiyorum,
Gözyaşları bebeğim, hepsinin sonu ay-ay-aynı,
Birinin eksiği, birinin fazlası...

Birdenbire boşalan yolların ortasındayım,
Hedefler hep çok çok kolay olmuştu...

Nereye-nereye-nereye-gideyim?
Nereye-nereye-nereye-gideyim?

Birdenbire boşalan yolların ortasındayım,
Hedefler hep çok çok kolay olmuştu...

Korkma bebeğim, hepsinin sonu aynı..
Çok yukarlarda biriymiş, beni aldı...
Korkma bebeğim, hepsinin sonu aynı..
Çok yukarlarda biriymiş, beni aldı...

0 yorum

En Son Aldığım Kitaplar

Ortaokulda kitap kurdu seçilmiş olsam da eskiden beri popüler kitaplara ilgim çok az oldu. Daha doğrusu kendi kitaplığımda şu an doğru düzgün 30-40 kitap vardır (yüzlercesini dağıttım, bir kısmını da attım) ama ilkokuldan başlayıp liseyi bitirene kadar "kütüphaneci" olmam nedeniyle bütün kitaplar elimin altındaydı.

Popüler kitaplar yerine kıyıda köşede kalmış kitapları okuyorum ben. Dediğim gibi, kütüphaneci olmanın getirdiği birşey olmalı bu.

Geçen gün kitapçıya girdiğimde vitrinde, okunacak pek kitap yoktu. Ön sıraları "edebi" kabul edilen, "edepsiz" kitaplar almıştı. Onun için alt raflardan başladım aramaya.

"Alo Türkçe Neredesin?" : Kemal Atalay'ın kitabı. Kitabın kapağındaki tek cümleyi görünce hemen aldım : "Turkcheyi Türkçe konuşarak mı saklasak, Türkçeyi Turkche konusharock mı yasuck'la suck?"

Akıl Oyunları : Michael Powell'ın beyni çalıştırmanın farklı yollarını kısa örneklerle anlattığı kişisel gelişim kitabı. Renkli, resimli, ilginç bir kitap.

Spiritüellik Nedir, Nasıl Kullanılır? : James Arthur Ray'in spiritüelliği anlattığı, Doğu felsefesine yoğunlaştığı, içsel dünyaya odaklanmak için yol gösterdiği bir kitap.

***

Henüz kitapları okumuş değilim. Sadece Akıl Oyunları'nı biraz okudum. Bunları alırken Kişisel Gelişim bölümünde bir kitap daha dikkatimi çekti : Mevlana'dan 100 Bilgelik Hikayesi.

İdries Shah adlı Hint asıllı İngiliz yazarın kitabıymış. İçine biraz baktım, Mevlana'nın Selçuklu kökleri ile ilgili hiçbir şey söylemiyor. Kitapla birlikte Mevlana'yı da sahiplenmiş durumda.

Mevlana'nın dini açıdan sınırları aşan bir bilgeliği olduğu zaten herkesçe takdir edilen bir durum. Fakat kültürel açıdan Selçuklu kültürünün ve Türk-İslam medeniyetinin bir parçası olan Mevlana'yı, Hindistanlı birinden okuyacak olmak beni hem sevindirdi, hem utandırdı. Bir tür Yunan sendromu.

Kültürümüze sahip çıkmadıkça başkaları kendisininmiş gibi göstermekten çekinmiyor. Gerçi, Mevlana da o dönemin yaygın edebiyat dillerinden Farsça'yı kullanmış ve bu nedenle Türk kültüründen uzaklaşmıştı. Şimdi Hint kökenli bir İngiliz, bunu İngilizce'ye çevirip dünyaya İngilizce olarak pazarlıyor. Orjinali İngilizce olarak kabul ediliyor. Biz bu İngilizce kitabı Türkçe'ye çevirmeye çalışıyoruz ve kendi insanlarımıza pazarlıyoruz. Çeviriler sırasında özgünlüğü de kayboluyor elbette.

Oysa bir Selçuklu bilgesi, düşünürü olan Muhammed Celaleddin'e Selçuklu torunları olarak sahip çıkmamız ve dünyaya doğru ve anlamlı bir şekilde tanıtmamız gerek. Geçen sene, 2007, Mevlana'nın 800. doğum yılı idi ve UNESCO tarafından Mevlana ve Hoşgörü Yılı olarak kutlanmıştı.

Bu sene, 2008, Dünya Kaşgarlı Mahmud Yılı idi ve yine dünya çapında birçok etkinlik düzenlendi. 2009 yılı, Hacı Bektaş-ı Veli ve Katip Çelebi Yılı oldu. 2010'da ise İstanbul, Avrupa Kültür Başkenti olarak kabul edilecek.

Türk kültürünün uluslararası arenada boy gösterdiği bu yıllarda, bu konulara milletçe özen göstermemiz, önem vermemiz dileğiyle...

0 yorum

Bayram Gelmiş Neyime?

Herkesin Kurban bayramı kutlu olsun.

Bu bayram, tek başıma geçirdiğim bir "bayram" oldu. Memlekete gitmektense evde tek kalmak daha güzel olur diye düşündüm. Fakat, herkes bayram telaşına düşmüşken, çoğu arkadaşım memleketlerine, ailelerine dönmüşken, komşuluğun da pek görülmediği şehir hayatında, yalnız başıma bayram geçirmek biraz ağır geldi bana.

Ben de bunu bir dinlenme fırsatı olarak değerlendirdim ve sabaha kadar oturup akşama kadar uyudum.

Bir dakika ya! Ben zaten böyle davranıyordum!

Akşama kadar uyuduğumdan kapıya gelen davulcular, çocuklar..vs. elleri boş olarak dönmek durumunda kaldılar sanırım.

Asıl büyük vurgunu akşam yemeği için pizza alırken yaşadım. Herkes, kurban etlerini götürürken ben pizzaya talim ettim. Üstüne üstlük temizlik ve bulaşık işleri de bana kaldı. Tabakları, çatalları biraz durulayıp koyarım makineye... Bir ara yaparım herhalde...

Kısacası, öyle bayram yapmış gibi bir halim yok. Tek farkı, -nereden aklıma geldiyse- gidip kitapçıdan birkaç kitap almak oldu. Onları da yazarım az sonra.

2 yorum

Sadrazam Hamamda



Günlerden bir gün,
Hamama gideceği tuttu,
Sadrazam hazretlerinin,
Bir yanında birinci veziri,
Bir yanında ikinci veziri,
Bir yanında üçüncü veziri,
Sonra efendime söyleyeyim,
Peşgircibaşısı,
Nalıncıbaşısı,
Sabuncubaşısı,
Velhasıl tam dörtyüz kişilik kafile,
Peştemal takıp girdiler hamama..

Geçtiler kurnaların başına,
Üçer beşer,
Sadrazam derseniz,
Kuruldu göbek taşına,
Yan gelip yattı,
Memleketin en ünlü tellakları,
Sardılar dört bir yanını,
Kimi elini kaptı kimi bacağını,
Bir keseleme,sürtme faslıdır başladı,
Tamam on iki saat,
On iki ünlü tellak,
İncitmeden keselediler,
Hazretin mübarek vücudunu..

Öylesine kir çıktı ki sormayın,
Her biri nah parmağım gibi,
Aman efendim bu ne kiri,
Demeye kalmadı,
Keselerin altında eriyip gitti,
Koskoca sadrazam,
Bütün aiyet erkânı yerinden fırladı,
"Nittünüz devletliyi?"
Dediler tellaklara,
Tellaklar cevap verdi,
"Biz yıkadık keseledik,
Devletlinin kirden ibaret olduğunu bilemedik,
Suç bizde değil,
Neyleyelim,
Kir bitti,
Sadrazam elden gitti..."

Ümit Yaşar OĞUZCAN

0 yorum

Kömürü kabul etmeyen nine



Aydın'ın Nazilli ilçesinde, 102 yaşındaki Hatice Aktaş, ziyaretine gelen Kaymakam Caner Yıldız'ın yardım teklifini "Haram olur. İhtiyacı olana verin" diyerek geri çevirdi.


Kaymakam Yıldız, 3 çocuk ve 10 torun sahibi olan, 5 nesli gören 102 yaşındaki Hatice Aktaş'ı bayram dolayısıyla ziyaret etti.

Yıldız'ın elini öperek "Bir isteğin var mı, ben kaymakamım, sana yiyecek göndereyim, kömür vereyim" teklifinde bulunduğu yaşlı kadın, "Oğlum, buraya kadar geldin, beni bahtiyar ettin. Allah sana hacıya gitmiş gelmiş sevabı yazsın. Ben hayatta haram yemedim. Çocuklarım bana bakıyor. Sen git yardımını fakir olanlara yap, onların duasını al" dedi.

Bu yanıt karşısında duygulandığı gözlenen Kaymakam Yıldız, "Aman Allah'ım, 102 yaşındaki tarih gibi olan bir nineden bu sözleri duymak bu milletin öz karakteristik yapısıdır. Onun için bu milletin sırtı yere gelmez" diye konuştu.

Kaymakam Yıldız'a anılarını anlatan Hatice Aktaş, iki dayısının Çanakkale'ye gidip geri dönmediğini, babasının İstiklal Savaşı gazisi olduğunu, çocukluğunda evini basan çetenin teyzesi, anneannesi ve bir dayısını ayaklarından astığını belirtti.

Aktaş, Büyük Önder Atatürk öldüğünde ağlayıp bayıldığını, her gün namaz kıldığında Atatürk için de dua ettiğini söyledi.

Bu arada, astım hastası olduğu bildirilen Hatice Aktaş için yakınları Kaymakam Yıldız'dan sert yatakta sırtının su toplaması nedeniyle yatak istedi.

0 yorum

Bayram Tebriği (Diğer Lehçeler)



Türkiye Türkçesi : "Kurban Bayramınız Mübarek olsun"

Azerbaycan Türkçesi : "Qurban Bayramınız mubarek olsun!"

Özbekistan Türkçesi : "Kurban Bayromıngız mobarak bolsun!"

Türkmenistan Türkçesi : "Gurban bayramıngız gutlu bolsun!"

Kırgızistan Türkçesi : "Kurman Aytinar maarek bolsun !"

Tatar Türkçesi : "Korban Bayramı mubarek bulsin!"

Kazakistan Türkçesi : "Aytiniz kutti bolsin!"

Uygur Türkçesi : "Bayramıngızğa mübarek bolsun"

Karaçay Türkçesi: "Kurman Bayramıgız kabıl bolsun"

2 yorum
0 yorum

Ermeni Meselesi ve Özür

1915 tehcirinin "soykırım" olarak uluslararası kabulünü sağlamak ve Ortadoğu'nun en stratejik toprakları olan Doğu ve G.Doğu Anadolu'yu Türkiye'den ayırmak amacını güden Batı'ya ve içerideki işbirlikçilere karşı bir asırdır hummalı bir savaş veriyoruz.

Herkesin bildiği ama bazılarının işine gelmediği gerçek şudur ki : Rusya ve İngiltere'nin 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Osmanlı'ya karşı hazırladığı kukla devletlerden biri Yunanistan, diğeri Ermenistan'dır. 2. Dünya Savaşı sırasında Rus ve İngiliz destekli Ermeni çeteleri, İstanbul'daki hain ve ajanlarla ve yerli Ermeniler'in bir kısmı ile işbirliği yapmış ve "Millet-i Sadıka"nın ihaneti başlamıştır. Sykes-Picot sonrası ise Fransızlar, Ermeniler'i kışkırtmış, bu da Urfa'yı Şanlıurfa, Maraş'ı Kahramanmaraş, Antep'i Gaziantep yapan Kuvayi Milliye ruhunun ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir.

Ermenistan'ı Azeri toprakları üzerinde ve Türk Dünyası'nın tam ortasında ortaya çıkaran güçler, tehcir sırasında Ermeniler'in kendi halklarına yaptıklarını görmezden gelip bu suçu Osmanlı'ya yıkmayı marifet bilmiş, Hocalı dahil bütün bir Azeri soykırımını yok saymıştır. ASALA'yı çökerten malum vatanseverler dahi, yerli medyanın kalem oyunları neticesinde gözden düşürülmeye çalışılmıştır.

Tıpkı şimdiki "PKK sorunu/Kürt sorunu/Doğu sorunu/Dersim soykırımı" gibi çeşitli isimlerle ortaya atılan Kürtçü ayrımcılıkların sonuçları da Ermenilerle ilgili olarak Ermeni tehcirinden günümüze kadar gelen olaylarla birebir benzerdir ve Kürtler için ayrılmak istenen yer de, tıpkı Ermenistan gibi, çevre ülkeleri huzursuz etmek amacıyla pilot bir bölgede yer almaktadır.

Gerçekleri tartışmak amacıyla Ermeniler gayet açık bir dille masaya davet edilmiştir. Fakat, Ermeni tarafı bunu reddetmiştir. Üstüne üstlük, medya tarafından ırkçılıkla itham edilen Türk Tarih Kurumu eski Başkanı Prof. Dr. Yusuf Hallaçoğlu nedense görevinden alınmıştır. Hallaçoğlu'nu karalama kampanyasında başı çeken ve AB direktiflerini uygulatmak amacıyla sosyal arenayı hazırlayan Baskın Oran, şimdi de özür dileme kampanyasında başı çekmektedir.

Şimdi, Bush kadrolarının yalakalığını, AB ve PKK sözcülüğünü, milletten oy koparamayınca DTP kongrelerinde boy göstermeyi marifet bilenler, yüzlerini "masum yüzlü, ezilen, arka sokak (!) zencisi Obama"ya döndüler ve Ermenilerden özür dileme kararı aldılar.

Hangi yüzle? Kim adına? Hangi hakla? Hangi mantıkla?

TBMM, Sevr'i imzalayan ve onaylayanları vatan haini saymıştır.

Bu özür, geçersizdir.

Kendini aydın belleten dört vatan haini, milletin kararından ve dahi gerçeklerden üstün değildir.

Boğazlıyan Kaymakamı'nın sesi hâlâ kulaklarda :

"Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar!
Eğer adalet buysa, kahrolsun böyle adalet!"

8 yorum

Bardağı Yere Bırak

"Öğretmen elindeki bardak tutarak sormuş öğrencilere :
- Bardağın ağırlığı ne kadar?
+ 50... 100... 125?
- Tartmadıkça ben de bilemem. Peki birkaç dakika böyle tutsam ne olur?
+ Hiçbir şey...
- Bir saat?
+ Kolunuz ağrırdı.
- Bir gün?
+ Kolunu iyice ağrır, kalp spazmı geçirirsiniz, hastaneye kaldırılırsınız...
- Peki tüm bunlar olurken bardağın ağırlığında bir değişim olur muydu?
+ Hayır.
- Peki kolumun ağrımasına ve kalp spazmına neden olan neydi?
+...
- Acıdan ve ağrıdan kurtulmak için ne yapmam gerekir bu durumda?
+ Bardağı yere bırakın!
- Kesinlikle! Hayatın problemleri de böyledir!"

diyor, bugün bana gelen bir yazı.

"Her gün yatmadan önce, problemlerinizi yere bırakın, strese girmeyin..." diye devam ediyor.

Her gün yatmadan önce elimdeki bütün bardakları yere koyuyorum.

Yerde "yer kalmıyor." Masaya ve yatağa da birkaçını koyuyorum.

Bu sefer bana yer kalmıyor.

O zaman...

"At kadehi elinden, bin parçaya bölünsün;
Dökülsün meyler yere, hatıralar gömülsün..."

3 yorum

Bayram Duası


Ya Rabbi tadına bütün milletin,
Varacağı bayramlara eriştir
Milletinin yarasını devletin,
Saracağı bayramlara eriştir.

Devletin milletin verip el ele
Kimsenin kimseyi etmeden köle,
Zenginin fakirin gönül gönüle
Gireceği bayramlara eriştir.

Fukaranın rezil olduğu değil,
Hastanede rehin kaldığı değil,
Memurların zekat aldığı değil
Vereceği bayramlara eriştir.

Her mübarek bayram gelince böyle,
İşçi köylü mahzun olmasın öyle,
Cebinde harçlığı göğsünü şöyle
Gereceği bayramlara eriştir.

Enflasyon insin diye çok estim,
Anladım ki biraz hayalperestim,
İnmesinden artık umudu kestim
Duracağı bayramlara eriştir.

Ya Rabbi halimiz ayandır sana,
Tahammül kalmadı dökülen kana,
Savaşın kavganın, terörün sona
Ereceği bayramlara eriştir.

Sağımız solumuz düşmanla kaplı,
Sırtımızda nifak hançeri saplı.
Yüreklerin birlik beraber toplu
Vuracağı bayramlara eriştir.

Ben desem devletin gücüne gider,
Bunlar ne av yapar ne koyun güder,
Hepimizi başta gerçek bir lider
Göreceği bayramlara eriştir.

Arif der ki Ya Rab Müslüman Türk’üm
Bu düzen tartmıyor çok ağır yüküm,
Türk’ün ve İslam’ın yeniden hüküm
Süreceği bayramlara eriştir.

OZAN ARİF

2 yorum

Türk Kimdir?



Türk, Evrensel Uygarlıkların kökenini oluşturan kişidir.

Türk, Tarihi başlatan Kültürün sahibidir.

Türk, evrende İLK’leri vermiş kişidir.

Türk Uygarlığı , ÖGÜL-UQUS denen - kafataslarının ölçüsü değil içinin değeri olan - ileri seviyede düşünce sahibi Ön-Türk kişilerinin tarihi başlattıkları ilk uygarlıktır.

ÖN-ATALARIMIZ, ÖN-TÜRK KİŞİLERİ,

Orta Asya’da tarih öncesi, Orta Asya kişisinin(henüz Ön-Türk değil) kayalara yaptıkları yüz binlerce resimlerden esinlenerek;

DÜŞÜNCEYİ TAŞA URMAYI akıl edip YAZIYI icad etmişler,

Evrende ilk kere OKULLAR açmışlar,

ÏB-İS BOLIQ’ları, tarihte ilk ÜNİVERSİTELERİ kurmuşlar.

Dilleri, imek/olmak fiiliyle , kökeni şimdiye kadar bulunamamış ve kuramsal seviyede kalmış olan HİNT-AVRUPA DİLLERİNİN BELKEMİĞİNİ oluşturarak onun terk edilmesi* gereğini ortaya yazılı belgelerle çıkarmış ve de İLK DİL olma şerefine sahip olmuş.

ÏSIZ OYIBIZ QUL’lar, rahipler , BUĞUN TUR’larda, rahipler meclislerinde,TANRI’dan geliş, O’na dönüş konuları ve Varlık-yokluk tartışmaları ile FELSEFE’nin Çekirdeğini oluşturmuşlar.

ASTRO-FİZİĞİN yolunu açmışlar ve her şeyin üstünde TEK TANRI kavramını KURAMSALLAŞTIRMIŞLAR,

GÖK KÜLTÜ, ATEŞ KÜLTÜ, Vücudun - ödül olarak- ölümden sonra ateşe verilmesi (incinération), küllerin toprak kaplarda saklanması, ateşe verme ziyafeti, ölümden sonra yaşam (ré-incarnation) geleneklerini vermiş,

Kişiler arasında RENK-CİNS ayırımını düşünmemişler, bu yolla

SEÇİM - DEMOKRASİ kavramlarına sahip olmuşlar.

Ateş Kültü gereği, TİYATRO ve MÜZİĞE ilk adımlarını atmışlar,

KAYALARA , MAĞARALARA yaptıkları resimler ve yontu sanatının ilk örneklerini olan DİKİLİ TAŞLARLA evrensel sanat tarihine en büyük adımları atmışlar.

Tarihte İLK defa ORDU teşkilâtını kurmuşlar, komutanlar arasından

İLK TARİHÇİLERİ vermişler,

YERLEŞİK UYGARLIK sahibi olarak,

İlk KENTLERİ kurmuşlar, ilk coğrafi adları kullanmışlar,

İleri seviyede düşünce sahibi olmanın verdiği imkânlarla daha, aşiret döneminde DEVLET OTORİTESİ seviyesine erişmişler(**),

Tarihteki İLK SİYASAL KURULUŞLARI gerçekleştirmişlerdir.

Buzul dönemi, Su baskınları ve en son Kuraklık nedenleriyle,

Beş kıt’aya yayılmışlar,

Yazı sahibi GÖÇMENLER "(göçebe değil, göçmen)" olarak

Gittikleri yerlerin DİP KÜLTÜRÜNÜ teşkil etmişler onları,

Yazılarının içerikleriyle IŞIKLANDIRMIŞLAR,

EVRENSEL UYGALIKLARIN KÖKENİNİ OLUŞTURMUŞLARDIR.


İşte,

ZAMAN VE MEKÂNDA, BİLİNMEYEN, YA DA BİLİNMEK İSTENMEYEN, TARİH VE KÜLTÜRÜNÜ İNKÂR ETMESİ BEKLENEN , İNSANLIK DIŞINA İTİLMESİ İÇİN ULUSLARASI ÇABA SARFEDİLEN TÜRK, BUDUR.

Atalarımız ne demişler : GÜNEŞ BALÇIKLA SIVANMAZ. SIVAYAMAZLAR. SIVATTIRMAYIZ!



Not: Hepsi belgelidir örnek.*(CNRS,eylûl 2000 bülten.no.386-s.8)**(D.Riba, grav.rup.v.Camonica,Fr.Empier,1984 – V.Correo, Doss.Archeologie, 198 /1994)

Haluk TARCAN

1 yorum

Gündemden - 03 Aralık

Bakü'ye yapılan Kürt göçleri aralıksız devam ediyor.

Devlet eliyle (Azerbaycan/İlham Aliyev) BTC yani Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı yakınlarına yerleştirilen Kürtlerin sayısı gitgide artıyor.

TSK'nın Kuzey Irak'a yaptığı ve "PKK'yı çökerten ağır darbe" olarak nitelenen "Güneş Operasyonu" sırasında yine PEJAK yardımıyla, PKK kampları Nahcivan ve Ermenistan'a kaydırılmış, Azerbaycan'a binlerce Kürt aile göç et(tiril)mişti.

Güneydoğu Anadolu üzerinde oynanan oyun, yakın zamanda Azerbaycan üzerinde oynanacaktır. Yakın zamanda olmazsa 50-100 yıl sonra. O zaman da kalkıp "biz 1000 yıldır Azerbaycan'da yaşıyoruz, çoğunluk biziz" diyerek Kafkaslar'da hak iddia edecekleri muhtemel.

Öte yandan İran da, Güney Azerbaycan'daki Azeriler'e uyguladığı baskı ve Ermeniler'e müsamahakar davranışı ile buna çanak tutmakta.

Osetya krizi sonucu, ABD-NATO donanması, Montrö'yü delerek Karadeniz'i işgal etti. Batı'da Yunanistan/Kara Suları meselesi, güneyde Kıbrıs davası derken doğudaki güvenilir ve Türk Dünyası'na bağlayan tek ülke olan Azerbaycan'ı da PKK işgal etmekte. Bizimkiler ise Ermenistan ile dostluk yolu aramaktalar, ABD'ye şimdiden Pakistan'ı işgal etmeye başlayan, Ermeni soykırımını kabul edecek olan bir başkan, başkan yardımcısı, dışişleri bakanı ve bunların kadroları işbaşına gelmişken hem de... (Gerçi öncekinin de pek farkı yok ya...)

Öte yandan, Bitlis'teki DTP mitinginde "Kahrolsun PKK" diye bayrak açanlar linç edilmekte, vatandaşlarımız "DTP haricine oy verirseniz savaş çıkar" diye tehdit edilmekte!

Allah sonumuzu hayır etsin.

***

Bugün Dünya Engelliler Günü imiş.

Onları anlamak ve yardımcı olmak gerek diye düşünüyorum. Aslında aklıma pek de birşey gelmiyor, yani senin, benim gibi insanlar sonuçta. Sadece bazı yetenekler konusunda biraz daha gerideler ama bunu, kendi iradeleri, istekleri, yaşama sevinci ve diğer insanlar sayesinde, hep beraber aşmamız mümkün.

Asıl sorun, engelli değilmiş gibi görünüp hayatımıza büyük engeller teşkil edenler!

Ama dediğim gibi : Hep beraber bunların da üstesinden geleceğiz.

Bu arada GünCeraN'daki videoyu izlemeyi unutmayın.

2 yorum

Dikkat, Kırılmaz!



Başkent Üniversitesi Radyo-Televizyon-Sinema Bölümü öğrencileri tarafından hazırlanan kısa filmi sunmaktan onur duyarım.

Günümüzde hâlâ devam eden siyasi, dini, ideolojik..vs. bölücü oyunları, dikkat çekici bir öğe ekleyerek anlatmışlar.

Kendilerine teşekkürü borç bilirim.

Dilerseniz, Dikkat, Kırılmaz! sitesini ziyaret edip videoyu bilgisayarına indirebilirsiniz.

0 yorum

BMW, Genelev, Kömür

"Asıl ihtiyaç sahiplerine değil, BMW ile gelen kişilere, kollarında dizi dizi bilezik olanlara kömür veriyoruz. Yoksul zaten utandığı için gelmiyor. Gelen de kamyonun kasasına çıkıp çuvallardan dökülmüş kömürleri torbalara dolduruyor."

Şahsen görmüş değilim, kömür dağıtımında görevli şöförlerin açıklamaları imiş bunlar.

Bu adamların sırf oy toplamak için devletin parasını kendi amaçları için kullanmalarına önayak olmuş da olsa, halk için yaptıkları tek icraat zannediliyordu : bedava kömür.

Geçen gün de Adana'nın genelevinden çıkmış bedava kömürler.

E, kömür için dahi değilse, ne diye ikinci defa oy verdiniz ey millet? Sadist misiniz?

0 yorum

Duygusal Zeka

cN*y'nin sayfasında "Beynin Çözülemeyen Sırları" ile ilgili yazıyı okudum.

Özellikle "duygu" konusu, "duygusal" bir insan olmamdan dolayı dikkatimi çekti.

Mesela, duygu deyince aklımıza hemen kalp gelir, öyle öğretilmiştir. Hep mantıkla duygunun çatışması anlatılır fakat aslında duygu da beynin illüzyonu.

Duygusal zeka! Özellikle kişisel, sosyal ilişkilerimizde neyi, nasıl yapmamız gerektiğini, tecrübelerimizi hep bu duygusal zekamıza soruyoruz.

Hepsini toplayınca, düşündüm de, kalp, kan pompalamaktan başka bir işe yaramıyor.

At gitsin.

0 yorum

Yerli Malı, Yurdun Malı

Eskiden bu tekerlemeyi her çocuğa öğretirlerdi :

"Yerli malı, yurdun malı,
Her Türk onu kullanmalı..."

Hâlâ da öğretiyorlar mı, bilmiyorum. Annemin bile öğrettiğini sanmıyorum; akşam gelince sorayım.

Ama bu tekerleme, Yerli Malı Haftası'nda (12-18 Aralık) yapılan okul pikniklerine Chiquita muz getirme geleneği neticesinde anlamını yitirdi.

Çocuklara kızmak da yersiz. Yabancı sermayeye düşmanlık yapmamak adına, topraklarımız dahil, herşey yabancılara satıldı. "Türkiye Cumhuriyeti, kapitülasyonları kaldırdı" palavrası artık etrafında olup biteni bilen nesiller için bir fıkra özelliği taşıyor.

Şimdiki kriz nedeniyle, Yerli Malı Haftası yaklaşırken yeniden piyasaya sürüyorlar bu tekerlemeyi. Doğru bir bakış açısı! Fakat "Türk" Telekom'un bile Araplar'ın olduğu ülkede tarım politikaları sonucu iflas ettirilen çiftçi, anasını alıp gitti.

Bize de Yerli Malı haftasına "hamburger-kola" getirmek kaldı.

5 yorum

Rahat Uyku

Az önce okuduğuma göre, bilim adamları yıllarca araştırmışlar, sonunda karar vermişler.

İnsanın yatış şekli, iskelet sisteminin yanısıra akciğer, mide, bağırsak, kalp gibi iç organları da etkilemekte.

En rahat yatma şekli : "Sağ yana yatmak ve ayakları vücuda çekerek uyumak" imiş.

İyi de ben bunu "doğmadan önce" bile biliyordum!

Üstelik dünya o kadar da rahat bir yer değil.

4 yorum

Atatürk Ölmüşşş!

Beyaz Show'u izlemedim ama PiknikTube'den kendi sayfasına ekleyen birkaç kişide gördüm Elif çocuğu.

Anaokulu öğretmenlerinin Atatürk'ü anlatması ama öldüğünü söylemesinden dolayı kızcağız salya sümük ağlamakta. Duygulandım.

Anne-babasının kıza Atatürk sevgisi aşılamaya çalıştığı belli. Ama teselli ederken çok yavan kalıyorlar. "Bu vatanı bize bıraktı!" Çocuk, vatan kelimesini duyunca suskunlaştı. Çünkü o yaştaki çocuk "vatan" kelimesinin anlamını çok iyi bilemez, belki kendince biraz bilir.

Vatanın ne demek olduğunu, bırakın bebeği, çocuğu, genç-ihtiyar, birçok kişi bilmezken, her gün kendi avantası peşinde koşarken, vatanı, satılacak bir meta haline getirirken o çocuk vatanın anlamını kavrayamaz.

"Atatürk ölmüş!" diye ağlıyor kız. "Atatürk ölmüş!"

Annem, babam sınıf öğretmeni. Çok daha şanslıydım elbette, ama bebekliğimde Atatürk'ün yaşadığını zannediyordum. Sonra ise Atatürk'ün yüreğimizde yaşadığını öğrendim. Onun için hiçbir zaman onu gerçekten "öldü" olarak kabul etmedim. Zaten, öldüğünü öğrenince de ailem bu konuda beni bilinçli şekilde teselli ettiler.

Oysa, kızcağız "Atatürk ölmüş, ondan sevemeyiz onu" diyor. "Sevmeyi", başını okşamak, öpüp kucaklamak olarak bildiğinden "onu sevemeyiz" diyor. Oysa o kıyamadığım gözyaşlarından anlaşılıyor ki, gerçekten seviyor Atatürk'ü.

Anne-babasının tesellisini yetersiz buldum ama böyle duygusal, duyarlı bir çocukları olduğu için de kutluyorum onları.

0 yorum

Kapan

Şu mühendislik dersleri içinde en çok sevdiğim dersler olmuştur laboratuvar dersleri.

Bir de devre kurmayı tam olarak becerebilsem. (Kurmay değil, kurmak.) Hep grup arkadaşlarıma yaptırıyorum. Genelde hesaplamalar ve bir kısım ölçümler bana kalıyor da kıyısından, köşesinden ilgileniyorum devre kurmayla. (Kurmakkkk!)

Her deneyde de yan gelip yatılmaz ki canım!

Mühendislik, yan gelip yatma yeri değildir.

Yarın ilk dönemin son deneyi var.

Flip-Flop devreleri, nam-ı diğer : Kapan.

Sabah erken kalkıp hazırlanmak gerek.

Sayıcılar, tetikleyiciler...

Tetikleyici...

Tetikle...

Tetik...

Te...

0 yorum

Döngü

Sırasını bekler her rüzgâr
Sırası geldi mi
Eser
Esti mi
Biter

Her yağmır
Yağdığı kadardır

Aynı denizden
İki kez
Rüzgâr içilmez
Bir kez
Bile

Çağlayan
Türküsüdür
Fırtına
Dilden dile.

30.11.08 06.25 A.Paşa

0 yorum

Vakanüvist

Yazdığım her şeyi
Başkasının söylediğini
Düşünüyorum.

Söylediğim her şey,
Başkasından alıntı;
Biliyorum.

Kendime ait bir söz
Bulamadım henüz.

30.11.08 06.00 A.Paşa

0 yorum

Ekmek ve Kuşlar

Bahçeye gidiyorum,
Elimde ekmeğim.
Ekmek parçalarıyla
Kuşları besleyeceğim.

Sen de gel,
İkiye bölünsün ekmeğimiz.
Unutma,
Kuşları besleyeceğiz.

Bir lokma ayırsan kendine,
Anlarlar.
Göründüklerinden zekidirler,
Kaçarlar.

Yarın erken gidiyorum:
Şehrin yedinci uykusunda.
Bak, seni bekliyorum,
Bahçenin avlusunda.

Gözlerini aç sonuna kadar,
Uyutma.
Kuşları besleyeceğiz,
Unutma.

30.11.08 05.49 A.Paşa

0 yorum

Dip Notlar


1'den 2


Yalnızlığı çekiyorum,
Kendime.

***

G

Önce sevi
Sonra sevgi vardı.
Güzelliklerin başı
Onların arasında kaldı.

***

Denklem

Sevgi
Sevmenin sonucudur.

30.11.08 05.30 A.Paşa

Related Posts with Thumbnails